SEVGİLİ OKUYUCU:

Gizli Uzay Programları ve geniş realitemiz hakkında yeni öğrenmeye başladığımız bu bilgileri incelerken şunu unutmamanızı rica ediyorum: insanlığın ilmine çekilen bu perde son derece kapsamlı ve global bir seferberliktir. ‘Yüksek itibarlı’ zannedilen tüm bilim kurumlarının görevi sadece bu gerçekleri saklamak değil, bu fikirlerin gerçek olabileceği üzerine yürütülen araştırmaları küçük düşürmek olmuştur. Bu psikolojik taktik o kadar güzel çalışmıştır ki, gerçekleri açığa çıkarabilecek nitelikteki araştırmalar sadece resmi makamlardan değil, araştırmacıların yakın çevreleri tarafından da caydırılmıştır. Bu sebeple lütfen bana veya burada yazılanlara değil, kendinize inanmanızı rica ediyorum. Eğer konu hakkında merakınız var ise en doğru bilgiye sadece kendi araştırmanızı yaparak ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar!

 

Ay hakkında bilmediğimiz çok şey var. Uzun yıllardır Ay’ın zannettiğimiz gibi Dünya’dan kopan bir gök cismi olmadığına dair birçok iddialarda bulunuyor. Bu iddialar zannedilenin aksine boş değil. Sızdırılan bilgiler, bilimsel araştırmalar, üst düzey yetkililerden gelen bilgiler, kanallık bilgileri ve daha birçok kaynak Ay’ın içinin boş olduğunu ve üzerinde yapay yapıların bulunduğunu söylüyor.

Ay’ın zannedildiği gibi Dünya’dan kopan bir gök cismi olmadığını destekleyen bulgulardan biri eski Binbaşı Ross Dedrickson’dan geliyor. Dedrickson 1950-1958 yılları arasında ABD nükleer füze başlığı envanterinden sorumlu görevliydi. Kendisi uzun seneler ABD Atomik Enerji Komisyonu’nda görev almıştı. Ölüm döşeğinde yaptığı açıklamalara göre ABD Ay’ın yüzeyinde bilimsel amaçlar için nükleer bir bomba patlatacaktı. Lakin bu göreve uzaylılar tarafından engel olunduğunu söyledi.

Dünya dışı varlıklar uzayda herhangi bir nükleer patlama gerçekleştirmemize izin vermemişler. Atom bombasının bulunduğu yıllardan beri UFO gözlemlerinin aşırı derecelerde arttığı ve uzaylıların nükleer patlamalarla yakından ilgilendiği exopolitik çevreler arasında bilinen bir gerçek.

ABD’nin o zamanlar silahların uzaydaki kabiliyetlerini test etmek istediklerini biliyoruz. Eğer ki böyle bir test gerçekleştirilmiş olsaydı bu, tıpkı Dünya’daki nükleer bomba testleri gibi, kamuya asla açıklanmayacaktı.

Ay anomalilerine ekleme yapan bir diğer kaynak da STARGATE projesinde görev almış uzakgörü uzmanları. Uzakgörü’nün tam olarak ne olduğunu şu makalemizden öğrenebilirsiniz.

Zamanın en iyi uzakgörü uzmanlarından Ingo Swann Penetration adlı kitabında Ay’ın yüzeyinde garip yapılar ve insana benzeyen varlıklar gördüğünü yazmıştı. Stargate programında görev alıp da Ay’da garip olayların döndüğünü söyleyen tek insan Ingo Swann değil. Projeye en az 10 senesini veren eski ABD ordusu gazisi Dr. Paul Smith de Ay’da normalin dışında bulgular bulduklarını söylüyor.

Uzaktangörü programları hakkında daha fazla bilgi için şu makalelerimizi okuyabilirsiniz.

Bunların yanı sıra, Ay’da birden fazla askeri üs olduğu gerçeği konusunda birçok farklı gizlilik seviyelerinden gelen muhbirlerin hepsi hemfikir. İfşa Projesi kapsamındaki muhbirlerden Ay yüzeyinde birçok yapay yapı bulduklarını iddia eden birden fazla kişi var. Hatta bunlardan biri olan eski ABD Hava Kuvvetleri mensubu çavuş Karl Wolfe 2018 yılında kullandığı bisiklete çarpan karavan yüzünden hayatını kaybetti. Wolfe, 1965 yılında NASA’nın ‘Ay Yörünge Aracı Projesi’ kapsamında elektronik ekipman tamiri için çalışıyordu. Tamir ederken başında bekleyen havacı ona Ay’ın karanlık tarafından birçok yapay yapılar keşfettiklerini söyleyip yapıların çekilen resimlerini gösterir. Resimlerde yüksek kuleler, kubbeler ve mantar şeklinde binalar göze çarpar. Wolfe şans eseri öğrendiği bu bilgiyi 2001 yılında Steven Greer’ın düzenlediği İfşa Projesi kapsamında gerçekleştirilen basın açıklamasında anlatmıştı.

Ay’da bizden başkalarının da olduğu fikri yeni değil.

1995 yılında Ay’ın yüzey haritasını çıkarmak için Clementine uydusu fırlatılmıştı. Clementine görevinin müdür yardımcısı ilerleyen yıllarda uydunun harita çıkarmak için değil, Ay’ın karanlık tarafında bize ait olmayan yapıların resimlerini çekmek için gönderildiğini söylemişti.

NASA, Clementine uydusunun çektiği resimleri halkın kullanımına açmak amacıyla internete koymuştu. Lakin, resimlerdeki anomalileri saklamak için yeteri kadar çaba göstermemişler ki, Moon Rising belgeselinde bu resimlerde bulunan birçok anomali ifşa oldu. Belgeselde izleyen herkesin anomalileri bizzat görebilmeleri için internetten nasıl girip bakabilecekleri de anlatılıyordu. Uslu bir araştırmacı olarak bizzat girip bakmıştım ve gördüklerime inanamamıştım.

 

Screenshot of a HUGE blurred object on the surface of the Moon from the Clementine missions.
Ay haritasının güneybatı yöresinde bulunan büyük kraterlerden biri büyütüldüğünde adeta acemi bir fotoşop çalışması gibi bulanıklaştırılmış bir obje görülebiliyordu.

 

Bazı kraterlerde koskocaman cisimler lekelenmişti. Resim örtbasında bu acemilik 1994-95 yıllarında fotoşop olmadığından olabilir mi?

Belgesel çıktığından yaklaşık bir sene sonra aynı kraterlere bakıldığında bütün anomaliler düzeltilmişti. İlerleyen yıllarda da Clementine resimlerinin bulunduğu web sayfası hepten kaldırıldı.

Ay’ın Kendisi


Ay ile alakalı gariplikler serisinde belki de en göze çarpan, içinin boş olabileceğidir. Ay taşları üzerinde yapılan deneylere göre Ay’ın yüzeyi ile Ay’ın yeraltı çok farklı özelliklere sahip. Bu demek oluyor ki ya çok ufak bir çekirdeği var ya da hiç çekirdeği yok. 1962’de yapılan bir araştırma Ay’ın içinin dışından daha az yoğun olduğunu gösterdi.Jim Marrs, Gizlenmiş Tarihimiz adlı kitabından alıntıdır.


 

Ay’ın içi boş olabilir mi? Bu teoriyi destekleyenlerin sayısı son yıllarda artmakta. Maalesef ki bu teori, kendi teorilerini kesin gerçekmiş gibi dayatan ana-akım makamlar tarafından ciddiye bile alınmıyor.

ABD’nin Ay’dan elde edilen taşların incelenmesine asla izin vermemesinin nedeni Ay’ın yüzeyindeki jeolojik bulguların Dünya yüzeyi ile asla tutmaması olabilir mi? Alıntıda Jim Marrs’ın bahsettiği araştırma 1962 yılında eski NASA bilim insanı Gordon McDonald tarafından gerçekleştirildi. Araştırmanın sonucu olarak Ay’ın Dünya gibi homojen olmaktansa boş bir küreye daha çok benzediğini savundu.

MIT’nin eski profesörü Sean C. Solomon’a göre “Ay Yörünge Aracı deneyleri, Ay’ın yerçekimi alanı hakkındaki bildiklerimize inanılmaz katkılar sağladı. Bu katkılar arasında Ay’ın içinin gerçekten de boş olabileceği olasılığı da var.

Ay’ın içinin boş olabileceğini destekleyen en kaş çattırıcı kanıt 20 Kasım 1969 yılında Apollo 12 ile beraber geldi. Mürettebat Ay yüzeyinden yörüngedeki araçlarına döndükten sonra Ay modülünü yüzeye çarptırmak için geri gönderdi. Bu çarpış anı yüzeyde yapay bir deprem yarattı. Yüzeye ilk inilen alandan aşağı yukarı 40 mil ötesine çarptırılan Ay Modülü, iniş sahasında bulunan sismik ekipmanları tetikledi ve inanılmaz bilgiler kaydedildi. Ay yüzeyi bir saat kadar bir süre boyunca adeta bir zil gibi titredi. Zamanın MIT profesörü Frank Press şaşkınlıkla gözlerine inanamadıklarını ve böyle bir olaya Dünya üzerinde asla rastlamadıklarını dile getirdi. O kadar da büyük olmayan bir darbenin sonunda yüzeyin bu denli titremesi herkesi şaşkına çevirmişti.

 

Ay Dünya Yörüngesine Nasıl Oturdu?

 

Genelgeçer bilgiye göre Ay’ın bambaşka yörelerde oluşup da zaman içinde Dünya’mızın yörüngesine oturmuş olabileceği imkansız bir kavram değil. Bir teoriye göre bir uzay objesinin Dünya ile olan çarpışması sonucu oluşmuş. Başka bir teoriye göre Ay Dünya’nın yerçekimine girip peşine şans eseri takılmış.

Bu teoriler kesin olarak kabul ediliyor olsalar da doğru olduklarına dair kesin bir kanıt halen yok. Bazı uzmanlara göre Ay Dünya’nın yerçekimine yakalanamayacak kadar büyük. Hatta hem yakalanıp hem de mükemmel bir daire yörüngesine oturma şansı yok denecek kadar az.

Namı değer Isaac Asimov der ki:


Konuya her açıdan bakılmasına rağmen Ay’ın bu denli mükemmel bir yörüngeye oturmuş olması neredeyse imkansız. Bu öyle inanılmaz bir şans ki, kabul etmek bile çok güç.


1970 yılında Sovyet Bilim Akademisinde yayınlanan bir makalenin başlığı der ki: “Ay dünya dışı varlıkların bir ürünü olabilir mi?” Bu makale başlığında belirtildiği gibi konuya bambaşka bir bakış açısı kazandırıyor. Bize göre bu kesinlikle daha inanılır bir teori çünkü Ay’da farkında olmadığımız birçok dalaverenin döndüğü artık bilinen bir gerçek.

NASA’da çalışan bir başka bilim insanı olan Robin Brett’e göre Ay’ın yokluğunu açıklamak varlığını açıklamaktan daha kolay! Neden mi bahsediyoruz? Ay’ın neredeyse mükemmel bir daire yörüngesinde olmasından. Hatta gariplikler bununla bitmiyor. Ay’ın kendi etrafındaki dönüşü Dünya’nın dönüşü ile öyle bir senkronize olmuş ki Ay’ın sadece tek bir yüzünü görüyoruz. Ay’ın arkası mütemadiyen arkasında kalıyor.

Jim Marrs da bu noktaya değinmeden edememiş:


Ay’ın kütlesel merkezinin Dünya’ya geometrik merkezinden bir mil kadar daha yakın olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda dairesel yörüngenin garipliği bambaşka bir hal alıyor. Bu kütlesel ve geometrik merkezlerin tutarsızlığı, kütlesel merkezi tam ortasında olmayan bir topun düz bir çizgide hareket edemeyeceği gibi yalpalayan bir yörünge yaratması gerekiyor.


Ay’ın Tutarsızlıkları

 

Yıllardır bize dayatılan bilgilerin birbirini tutmadığı ve Ay hakkında birçok gariplikler olduğu kesin. O zaman bu gariplikleri bir sıralayalım:

    • Ay’ın Yaşı
    • Yüzeyde daha ağır elementler bulunması. Normalde ağır elementler yer altında, hafif elementler yüzeye yakın bulunur.
    • Manyetik Taşlar: Ay’dan getirilen taşlar manyetik. Bunun garipliği ise Ay’da manyetik alan bulunmaması.
    • Sismik Aktivite: Ay yüzeyinden alınan bilgilere göre her sene meteor düşüşleri yüzünden olmayan yüzlerce deprem kaydediliyor.
    • Ay’da yanardağı yok. Ama buna rağmen bir sürü Ay krateri içten oluşmuş.
    • Bütün veriler Ay’ın içinin boş olduğunu gösteriyor.
    • Ay’ın aşırı garip yörüngesi

 Carl Sagan Evren’de Akıllı Yaşam adlı bilimsel incelemesinde demiş ki:


Bir gezegenin doğal uydusunun içi boş olamaz.


Peki bütün bu gariplikleri açıklayan bir teori var mı? Var. Ama biraz garipseyeceksiniz. Hazır mısınız?

Teori: Ay bir uzay gemisi mi?

Ay’ın bir uzay gemisi olduğu teorisi ne kadar uçuk bir konsept olsa da makalede sözü geçen bütün gariplikleri açıklayabilmektedir.

 

İşin ilginç yanı, bütün verileri ve gariplikleri açıklayabilen tek teorinin uzay gemisi teorisi olmasıyla beraber, teoriyi çürütecek hiçbir verinin bulunmamasıdır.

 

 

Uzay Gemisi Ay teorisini resmeden bir çizim.
Uzay Gemisi Ay teorisini resmeden bir çizim.

 

Evet, yanlış duymadınız. Ay gerçekten de başka ırklar tarafından binlerce yıl önce getirilmiş bir uzay aracı olabilir. Hatta bu teoriyi destekleyen bazı tarihi bulgular da mevcut. Nasıl mı?

 

Eski Yunan düşünürleri Aristotle, Plutarch, eski İskenderiye kütüphanesi yöneticisi Apollonius Rhodius ve eski Romalı şair Ovid’in dördü de Yunanistan’ın merkezindeki dağlı yörelerde yaşayan Proselenes veya Pelasg isimli bir grup insandan bahseder.

 

Pelasgların, veya başka bir isimleriyle Arkadyalıların, bu yöreye olan iddiaları atalarından gelmektedir. Atalarının göklerde bir ay olmadan önce o yöreye yerleştiklerini söylerler. Arkadyalıların bu iddiaları tarihte birçok ilim insanı tarafından bahsedilmiştir. Bahsedenlerin arasında Hippolytus, Astroloji kitabında Lucian ve Censorinus da vardır.

 

Bu iddia aynı zamanda Bolivya’nın Tiahuanaco şehrinin yakınlarındaki Kalasasaya Avlu’sunun duvarlarında kazınmış olan semboller tarafından desteklenmektedir. Sembollerde Ay’ın Dünya’nın yörüngesine 11,500 ila 13,000 yıl önce oturduğu anlatılmaktadır.

 

 

Görüldüğü üzere insan tarihinin en eski yazıtlarından ve kültürlerinden kalma bilgilerde göklerde Ay’ın olmadığı bir zamanın tasvirini bulabiliyoruz. Acaba bu Atlantis zamanında bir Ay’ın olmadığına mı işaret?

Sizi bilmiyorum ama, bize yıllar boyu dayatılan yalanlardan sonra insan tarihinin gerçek yüzünü öğrenmek bana çok çekici geliyor.

Bu sebeple size konu hakkında daha da ezoterik kaynaklardan bir derleme yapmak istedim. Uzun zamandır takip ettiğim kanallık bilgileri çerçevesinde bu konuda en detaylı bilgileri Adronis vermiştir.

Kanallığın ne olduğunu öğrenmek isteyen okuyucularım buradan öğrenebilirler.

Kanallık Bilgilerini Nasıl Tartarız?

 

Adronis’in Ay’ın sırları ve tarihi hakkında verdiği bilgilere geçmeden önce bazı şeylerin altını çizmem gerekir.

Öncelikle kanallık yoluyla alınan bilgilere kesin olarak güvenilemez. Kaynaklarının teyidi zordur. Dünya üzerinde kanallık yapan binlerce insan vardır ve hepsi de aldıkları bilgileri kendi frekansları çerçevesinde alırlar. Bu sebeple bu tarz bilgilerin doğruluğu kaynaklarına olan güvenilirlik ile değil, bilginin kendisi ile tartılır.

Peki bilgileri nasıl tartarız?

Bu konu üzerine uzun bir makale yazılabilir. Ama fazla zamanınızı almadan size uzun zaman içinde her zaman en doğru bilgilere ulaşabilmenizi sağlayacak bir yol göstereceğim:

Aklınızda bilgileri yerleştirdiğiniz 3 farklı raf olsun. Birincisi büyük ihtimalle yanlış, ikincisi büyük ihtimalle doğru, üçüncüsü ise BELKİ rafı. İlk defa duyduğunuz bütün bilgileri bu ‘belki rafına’ yerleştirmenizi öneriyorum. Zaman içinde aldığınız yeni bilgiler bu belki rafındakilerle örtüşmeye başlayacak ve bilgileri diğer raflarınıza da kaldırabileceksiniz.

Kanallık bilgileri de, eğer daha önce benzer bilgilere maruz kalmadıysanız, direk belki rafına gitmelidir. Yani kısaca, doğru bilgiye ulaşmanın en iyi yolu yeni karşılaşılan bilgilere ne hemen inanmak ne de hemen reddetmektir. Bu yöntem benim yıllar boyu çok işime yaramış ve her zaman doğru yolu bulmama yardımcı olmuştur. Umarım sizin de işinize yarar.

 

Dünya Dışı Dostlarımız Ay’ın Tarihi Hakkında Neler Diyor?

 

Ay konusunda Adronis’i seçmemin nedeni çok uzun zamandır birçok farklı ezoterik kaynaktan edindiğim bilgileri tek çerçevede naçizane bir şekilde toplayabilmiş olmasıdır. Farklı kanallar genel olarak kendi frekansları doğrultusunda verdikleri bilginin bazı açılarını hazır olmadığımız gerekçesiyle saklayabilirler. Adronis ise ilerleyen zamanların açtığı kapılar sayesinde konuyu tüm çıplaklığı ile anlatır:

Adronis’e göre Ay, şu anda birçok ırkın ortak kullandığı bir gözetleme istasyonu. Bütünüyle baktığımızda bir uydu veya uzay gemisi de denilebilir. Ay Dünya’dan daha eski ve orijini bu güneş sistemi değil. Buraya başka sistemlerden getirilmiş.

Ay, tarihi boyunca birçok gezegenlerde görev yapmış bir araç. Dünyamız bu görevlerden bir tanesi. Bir başka ismiyle Luna olarak bilinen uydumuzun güneş sistemine gelmeden önceki görevi Küçükayı takımyıldızında, ondan önce de Orion takımyıldızında Rigel sistemindeymiş.

Luna’nın yaşı 2.5-3 milyar yıl. Luna’nın en eski kayıtları yaklaşık 700-750 milyon yıl önce Ülker takımyıldızında doğal bir uydu olduğunu gösteriyor. Önce ele geçirilmiş, sonra başka sistemlere götürülmüş. Güneş sistemimize ilk geldiğinde Maldek gezegeninin yörüngesine oturtulmuş.

Maldek gezegeni ise iç savaş sonucunda patlayarak şu anda Mars ve Jüpiter arasında bulunan asteroid kemerini oluşturur.

A screenshot of Brad channeling Adronis.
Adronis’e kanallık yapan Brad Johnson.

 

Luna o zamanlar bir nakliye, laboratuvar ve harekât toplanma merkezi olarak kullanılmış. 11,750 yıl önce Mars’taki iç savaş sonucu hayatta kalanları toplayıp Dünya’ya getirmek için kullanılmış. O günden beri Dünya’nın yegane uydusu haline gelmiş.

Uzay tarihine göre Dünya’nın orijinal olarak 2 başka uydusu varmış. Bir tanesi Merkür! Evet, bize bugünlerde bir gezegen olarak lanse edilen Merkür aslında çok eskiden Dünya’nın uydularından biriymiş ve uzun süre Ülker takımyıldızından gelen Pleideanların Dünya deneyini gözetleme uydusu olarak kullanılmış. Diğer uydumuz ise bir noktada Satürn’ün yörüngesine çekilmiş.

Günümüzde Luna’nın içinde ve yüzeyinde birçok farklı ırktan oluşan gruplar bulunuyor.

Adronis’in verdiği bilgilere göre Ay’ın asıl amacı Dünya üzerindeki bilinç gelişiminde KATALİZÖR görevi görmek. Bu görevi, Ay’ın arkasındaki karanlık tarafında ve iç bölgesinde bulunan teknolojiler vasıtasıyla menfi mevceler (dalgalar/akımlar) yayarak gerçekleştiriyor. Eğer Ay bu mevceleri yaymıyor olsaydı hepimiz manifestör tanrılara dönüşürdük. Bu güçleri hak etmeden kullanmak felakete yol açardı ve hiç kimse ders alamaz, ruhani tekamüllerini tamamlayamazdı. Bu sebeple Ay mevceleri gezegenimizin ‘yapay hantallığını’ sağlayarak öğrenme ortamı hazırlıyor.

Gezegenimize bu tarz mevceler gönderen tek gök cismi Ay değil. Diğer gezegenler de bir noktaya kadar aynı rolü oynuyor. Ama Ay, Dünya deneyini tamamlamak için şart.

Öte yandan, Ay akımlarını gönderen teknolojilerin skalaları eskisi kadar güçlü değil. Bu teknolojilerin kapasiteleri çok ciddi olarak düşürülmüş.

Ay’ın iç yapısı artık tamamen yapay. Ay’ın içinde birçok şehir ve oradaki teknolojileri işleten birçok gözlemci bulunmakta. Ay’da bulunan teknolojiler Sirius B, Orion ve Ülker takımyıldızı (Pleiadians)  sakinlerinin beraber oluşturdukları gruplar tarafından yerleştirilmiş.

Ay’daki gözlemci ırklar birçok farklı polaritelerden gelmekte. Hepsi Ay’da bulunabilmek ve büyük gemi filolarıyla olanları izleyebilmek için bir ateşkes imzaladılar. Hepsinin burada olmalarının en büyük sebebi bizimle ve tarihimizle çok yakından bağlantıları olmaları.

Bazılarının birbirleriyle çok ciddi anlaşmazlıkları ve problemleri de var. Ateşkes sayesinde hiçbir aksaklık çıkmıyor. Hepimiz tarafsız sahalardayız. Savaşlara asla izin yok.

Luna’nın yönetimi geçtiğimiz yıllara kadar Orionların elindeydi. Bu artık değişti. Yepyeni bir yönetim sistemi getirildi. 50’lerden beri Ay yüzeyinde üsler kuran, silahlanma ve benzer siyah projeleri yürüten GUP’ların (Gizli Uzay Programları) kontrolü artık kaldırıldı. 2024 yılına kadar her türlü silahlanma teknolojileri dahil olmak üzere TÜM siyah projeler durdurulup kaldırılacak.

Bunların yanı sıra, ruhani gelişimimiz için yayın yapan tüm teknolojiler artık tamamen devre dışı bırakılacak.

 

ONLAR

Aydan bahseden kanallık öğretileri arasında Türkçe gelen mesajlar da vardır. Bunların arasından sizler için seçtiğim ONLAR grubunun sempatik dilini okuduğunuz da sizlerin de hoşuna gideceğinden şüphem yok.

İşte ONLAR’ın öğretileri arasından Ay hakkındaki bir kesit:


AY IŞIĞI; Evet biz de biliyoruz, biraz ASTRONOMİ EĞİTİMİ aldık. Ay ışığı yoktur. Ay GÜNEŞ ışıklarını yansıtır. Ama acaba olduğu gibi mi yansıtıyor dersiniz? BELKİ DE, AY ÜZERİNDE KURULU DEV ELEKTRİK SANTRALLERİ VE BİYO PLAZMATİK ELEKTRONİK TESİSLER VE BAZI UZAYLI IRKLARIN BİZATİHİ BİYO ELEKTRO MOLEKÜLER ENERJİ ALANLARI, güneş ışıklarını TRANSFORME EDEREK GAİA’YA gönderiyor olamaz mı? KALDI Kİ IŞIK TEKTİR, UNUTULMAYA.

Ve ay ışığı,

1) Sizlerin BİLGELİK KAYNAĞINIZDIR.

2) Sizlerin DİŞİL TANRIÇA YANINIZI AKTİVE EDER.

3) BARIŞ VE UYUM TANRISIDIR.

4) GAİA’NIN YÜKSEK YAYIN BANDI ODAĞIDIR.


 

BARBARA MARCINIAK

 

Barbara Marciniak’in kanallık yoluyla indirdiği mesajlarda da Ay’dan bahsediliyor. İşte Marciniak’ın Dünya isimli kitabından Ay’ımız ile ilgili alıntılar:


“… Ay çok güçlü elektromanyetik bir bilgisayardır.”

‘Ay’dan bize yansıtılan enerji, iki-şeritli DNA şablonunu devam ettirmek üzere yüzyıllardır Dünya’ya elektromanyetik frekanslar yansıtmaktadır.’

Ay inşa edilmiş bir uydudur. Dünya yörüngesinin hemen dışına bir denetleme istasyonu, süper-bilgisayar veya göklerdeki göz (!) olmak üzere demir atmıştır.


 

 

A moment from the David icke presentation on Saturn symbolism
David Icke’ın yaptığı sembolizm ile alakalı prezentasyonlarından birinde Barbara Marciniak’tan alıntı yaparken.

 


Dünyanın sahibi, üzerinde yaşayanlar olmalıdır. Lakin bu böyle değildir. Yabancı tanrılar veya yaratıcı enerjiler, insanlığın kundalini enerjisini tüm potansiyeli ile kullanabilmesini engellemektedir.

Bir ana uydu-bilgisayarı olarak, Ay’ın mevceleri Dünyanın tümünü etkilemektedir.

Ay’ın programları yüzyıllardır insanoğlu için ciddi sınırlandırmalar teşkil etmiştir. Ay’ın yarattığı ve insanoğlunun tepki verdiği tekerrür eden döngüler vardır.

Dolunay, çıldırmak, delilik ve artan kanamalar kavramlarının sık sık beraber anılmaları doğruluklarından kaynaklanır. Televizyonların sizi yüksek oranda etkilediğinin zaten farkındasınız. Ay da aynı görevi görmektedir.


Son Söz

Tıpkı birçok farklı konularda olduğu gibi Ay hakkında da yalan söylenmiş olabilir miyiz? Olasılıkları tartmaya başladığımızda kafamızda birçok soru, birçok senaryo canlanıyor.

Acaba 70’lerden beri Ay’a geri dönmeme sebebimiz bu olabilir mi?

Ay’ın yıllardır bu kadar boş bırakılmış olması (güya) kulağa hiç mantıksız gelmiyor mu? Dünya üzerinde dokunulmayan yer bırakmayan endüstriler inanılmaz çıkar sağlayabilecekleri ve gidip gelişin çok da zor olmayacağı uzaklıkta duran Ay’a neden hiç gitmediler?

Hem eski NASA çalışanlarından, hem gizli proje muhbirlerinden, hem de kanallık öğretilerinden gelen bilgiler birbiriyle örtüşmeye başladığı noktada Gizli Uzay Programları hikayelerinin hepsi ciddi bir ağırlık kazanıyor.

Gizli Uzay Programları’nın bunca senedir Ay’a erişimi vardı ise orada neler döndü?

Ay’a teleskopla bakıldığı zaman bu anomaliler görülebiliyor mu?

 

Evren

meraklı olana, kendi sorgulamasını yürütene

bazen perdeyi açıp kapatabiliyor.

 


 

İlginiziÇekebilir

1 thought on “Ay, Zannettiğimiz Gibi Olmayabilir”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *