COVID-19 HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN HERŞEY

COVID-19 HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN HERŞEY

 

Dünyaca karanlık zamanlardan geçiyoruz. İnsanların paniklemesi, evlerde bunalması normal. Unutmayın ki bu zamanların da üstesinden mutlaka geleceğiz. Önemli olan güçlü olmak, korkmamak ve endişelere yenilmemek.

  • Bütün medya kanallarından dünyanın sonu geliyormuşçasına yansıtılan bu salgın gerçekten de bu kadar tehlikeli mi?
  • Global bir karantinayı gerektirecek ve dünya ekonomisini alt üst edecek denli önemli mi?
  • COVID testleri ne kadar güvenilir?
  • Canlı yayında futbol maçı skoru gibi yansıtılan vaka sayıları ne kadar güvenilir?
  • COVID’in 5G ile olan bağlantısı nedir?

Gelin bu sorulara beraber cevap verelim.

 

DÜNYA’YI KASIP KAVURAN COVID-19 NEDİR?

Öncelikle virüs nedir? Ne değildir? Bunu bir kavrayalım:

 

 


Çeviri: Virüs nedir? Bulaşıcı, çoğalmak için bir hücreye ihtiyaç duyan ve çoğunlukla protein ile sarmalanmış olarak bulunan DNA veya RNA’lardır.

 

Virüsler basitçe toksik hücrelerin toksinlerinden kurtulmak için attıkları dışkılardır. Bazı proteinlerin sarmaladığı DNA ve RNA parçalarından oluşurlar. Hücrelerin zehirlendikleri zaman çıkardıkları oluşumlardır. Virüsleri öldüremezsiniz çünkü virüsler hücreler gibi canlı varlıklar değildir. Virüsleri hücreler arası dolaşan bilgi paketleri veya vücudun postacıları olarak düşünebilirsiniz.

• Vücudunuzda milyarlarca hem iyi hem kötü bakteri olduğu gibi, bir sürü virüs de vardır ve her virüs zararlı değildir.
• Bağışıklık sisteminiz çoğu virüsü tehlike olmaktan kolaylıkla kurtarabilecek niteliğe sahiptir.

Her virüsün kendi DNA’sı ve türüne göre girebileceği ve giremeyeceği hücreler vardır. Mesela bu sebeple hayvanları etkileyen virüsler ciddi oranda mutasyon geçirmediği sürece insanları etkileyemez. Buna ek olarak, zaten virüsler çoğalma sürecine girdikleri her seferde mutasyon geçirmektedirler. Mutasyon bölünme ile gerçekleşir ve hep olan bir süreçtir. Yani mutasyon geçirmemiş bir virüs yoktur. Bu sebeple “Virüs mutasyona uğrayabilir!” gibi sansasyon yaratma amaçlı haberleri ciddiye almayın.

 

 

Virüsler girdikleri hücrelerin öz bileşenlerini kullanarak kendilerini çoğaltabilirler. Lakin bu sadece hücreye girebildikleri zaman gerçekleşir. Girecek hücre bulamayan virüs ÇOĞALAMAZ. Bu özelliği ile bakterilerden ayrılır. Bakteriler uygun ortam buldukları gibi çoğalmaya başlayabiliyor iken, virüslerin çoğalabilmesi için hücrelere ihtiyaçları vardır. Bu sebeple laboratuvar ortamlarındaki deneyler için virüs üretimi çoğunlukla yumurtalar ile yapılır.

 

 

Viroloji hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz Columbia Üniversitesinin videolarına göz gezdirebilirsiniz.

Koch Virüs ve Bakteri Sebeplendirme Şartları

Herhangi bir semptomun veya semptomların bulaşıcı bir etken sebebiyle ortaya çıktığını kanıtlayan ve tüm dünyadaki virologlar tarafından kullanılan 4 Koch şartları:

1) Salgına yakalanan insanların aşağı yukarı aynı semptomlara sahip olması. Örnek: Menenjiti ele alırsak herkes yüksek ateş, çok hasta ve çok karakteristik bir kaşıntı yaşıyorlar. Hiçbir tedavi olmazlarsa birkaç gün içinde ölüyorlar. Herkeste aynı semptomlar var. Menenjit olup olmadığının kesin kanıtlanması için şüphe duyulan insanların kanından örnek alınıp kan kültürü uygulanır. Bu kültürlerde her zaman 100% meningokok (menenjit bakterisi) oluşur.
2) Semptomları olan hastaların hepsinin kanında tamamen aynı organizmanın olması.
3) Semptom göstermeyen normal insanların hiçbirinin kanında meningokok olmaması. (Normal sağlığa sahip insanları etkileyemiyor)
4) Meningokok kültürü elde edildiğinde içindeki bakteriyi ayırıp, saflaştırıp, bulaşmamış bir insana veya hayvana bulaştırılır. Bulaştırılan insan veya hayvanların 100%ü menenjit olur.

Menenjit olan her vakanın kanından meningokok kültürü elde edilebilir.

Toparlamak gerekirse, bir hastanın semptomlarının bakteri veya virüs yüzünden oluşmalarının kanıtlanması için kanlarından alınan örneklerden kültür üretilir. Kültürlerde bu virüs veya bakteriden oluşur. Bu bakteri veya virüs kültürden toplanır ve saflaştırılır. Saflaştırılmış virüs veya bakteri hayvanlara enjekte edilir ve o hayvanlarda aynı semptomlara rastlandığı noktada sebebin virüs olduğu kesinlikle kanıtlanmış olur.

Saflaştırmak derken ne demek istiyorum? Örnekte SADECE virüsün kalmış olması. Kültürün içindeki karışımdan elde edilen örnekte istenilen bakteri veya virüsten başka bir şey olmaması.

COVID’İN SEMPTOMLARININ GENELLİĞİ
Wuhan’da başladığı öne sürülen COVID’in ilk semptomları hafif ateş ve kuru öksürük. Maalesef bu semptomlar olması gerektiği kadar spesifik değil. Hafif ateş ve kuru öksürük BİRÇOK insanda olabiliyor. Bronşit ve astım hastalarında, ağır sigara tiryakilerinde, hava kirliliğine maruz kalmış insanlarda ve buna benzeyen onlarca türden rahatsızlıkta bu semptomlar mevcut.

Viroloji etiketine göre yapılması gereken, semptomlara sahip insanların kanından örnekler alınıp elektron mikroskopunda olası virüslerin gözlemlenmesi ve semptom göstermeyen insanların kan örnekleri ile karşılaştırılmasıdır. Bundan sonra virüsün tespit edildiği kan örneklerinden kültürler elde edilmesi, bu kültürlerden virüsün ayrılarak saflaştırılması ve hayvanlar üzerinde denenmesidir. Virüsün bulaştırıldığı genetik olarak yatkın hayvanlarda aynı semptomlar gözlemlendiği noktada bu insanların virüs yüzünden hastalanmış oldukları kesin olarak kanıtlanmış olur.

PEKİ NE YAPILMIŞ?
COVID üzerinde yapılan deney ve araştırmalarda yazanlara göre,

1) 500 tane hastanın kan örneklerine mikroskopta bakılmamış
2) Elektron mikroskop görüntüleri karmakarışık ve hiçbir şey ifade etmiyor
3) Kültürlerden elde edilen örneklerin hiçbiri saflaştırılmamış (Saflaştırma yapılmazsa hastalığın sebebinin virüs olduğuna asla emin olunamaz)
4) Virüsün RNA’sına bakılmış ve “Bu RNA kodu daha önce hiçbir coronavirüsünde rastlanmayan bir koddur. Bu sebeple hastalığın sebebi kesinlikle bu virüstür” denmiş.

Doktor Thomas Cowen’a göre bu yapılan araştırma viroloji hakkında bildiğimiz ve kabul ettiğimiz her kuralın yüzüne tüküren cinsten. İşin daha kötüsü, bilimsel basamakların bu şekilde göz ardı edilmesi ilk defa olmuyor.

SALGIN MI, ZEHİRLENME Mİ?
19. yüzyılın son evrelerinde insanlarda akut felç semptomları gözlemlenmeye başlamıştı. Polio (çocuk felci) denilen hastalığın başlangıcıydı. Çocuk felcinin başladığı dönemde aynı zamanda büyük bilim insanı Pasteur’ün mikrop teorileri bilim çevrelerini kasıp kavuruyordu. Çoğu insanın bilmediği üzere, zamanın meyve bahçeleri ve elma ağaçlarında kullanılmaya başlayan tarım ilacı kurşun arsenat idi.

İlerleyen yıllarda yapılan araştırmalarda çocuk felcinin sebebi omur iliğinde bulunan ön boynuz hücrelerinin zehirlenmesinden kaynaklandığı ortaya çıktı. Ne tesadüftür ki, kurşun arsenat ve daha sonraları kullanılmaya başlanan DDT ilaçları sinir sisteminin tam o kısmını zehirliyormuş!

Çocuk felcinin nasıl mikrobik enfeksiyona atfedildiği konusunda dönen dalavereler hakkında daha detaylı bilgi için Torsten Engelbrecht’in yazdığı Virus Mania adlı kitabını okuyabilirsiniz.

Üzülerek söylüyorum ki bilime olan bu saygısızlık, bu kanıtsızlık sadece çocuk felcinde gerçekleşmiyor. H1N1, H5N1, SARS, Hep C, Ebola ve Ziko virüsleri konusunda yapılan bütün sansasyonlarda bulaşıcı hastalık etiyoloji kurallarının hepsinin çiğnendiği ortaya çıkıyor.

Bağışıklık Kaynakları Vakfı’nın web sayfasında bulabileceğiniz birçok bilim insanının katıldığı seminer videolarında aynı kanıtsızlıkların HIV ve AIDS salgınlarında da gerçekleştiğini görebilirsiniz. Örnek vermek gerekirse Afrikalı doktor Okottan Wan tüberküloz ve HIV hastalarının teşhislerinde yaşanılan zorlukları şöyle dile getirir:


TB +(Tüberküloz) ve HIV (+) olan bir hasta, TB (+) ve HIV (-) olan bir hastayla tamamen aynı görünür. Klinik olarak her iki hastada da uzun süreli ateş, kilo kaybı ve öksürük olacaktır. Bu sebepten ötürü her iki hasta arasında klinik olarak ayrım yapamamaktayım.
-Dr. Okottan Wan


 

Afrika’nın kliniklerinde uzun süre çalışmış olan Viyanalı doğum uzmanı doktor Christian Fiala, tüm dünyada insanların gözüne sokulan ve mücadelesi için milyarlarca dolar toplanan AIDS ve HIV krizi hakkında şunları söylüyor.

 


“Uzun zamandır süregelen, çoğunlukla fakirlik yüzünden kaynaklanan ve kolaylıkla önlenebilen hastalıkların yeniden etiketlenmesi Afrika’daki sağlık problemlerine karşı yürütülen hatalı politikanın bir kanıtıdır. Dolayısıyla Afrika’nın AIDS ile alakalı olan gerçek skandalı batının, fakirliğin üstesinden gelecek, insanların daha sağlıklı ve rahat yaşam sürebilmelerini sağlayacak yatırımlar yapmak yerine aşırı toksik ilaçlar ve hiçbir işe yaramayan HIV testleri satmaya çalışmasıdır.”


 

COVİD TESTLERİ
Günümüzün krizine geri dönersek, bütün medya kanallarından dünyanın sonu geliyormuşçasına yansıtılan ölüm ve hastalıkların hepsi Coronavirüsü yüzünden gerçekleşmiyor olabilir mi? Bunun bir testi yok mudur? Vardır.

Coronavirüsü kapmış olduğu düşünülen hastalara uygulanan testin türü RT-PCR testidir. Bu testin kullandığı tekniği Kary Mullis adında bir kimyager keşfetmiş ve bu keşif adına Nobel ödülü kazanmıştır.

Buraya kadar tamam. Helal olsun. Asıl ilginç kısım şimdi başlıyor.

Mullis, keşfettiği tekniğin spesifik olarak bulaşıcı etiyoloji veya bulaşıcı hastalık teşhisi koymak adına asla kullanılmaması gerektiğini de söylemiş. Neden mi? Çünkü RT-PCR testi temsili (dolaylı) sonuçlar üzerinden yürütülen bir test.

Kary Mullis’in HIV’nin AIDS’e sebep olmadığı, HIV antikorları bulunan hastalara gelişigüzel bir şekilde AIDS teşhisi konduğu konusundaki yorumları yüzünden ciddi eleştiri aldığını da söylemeden geçemeyeceğim.

Dr. Thomas Cowen dolaylı testlerin altın standart testlerine nazaran neden güvenilir olmadığını bize şöyle bir analojiyle anlatıyor:

 


Diyelim ki bir kasabada kaç tane ayak olduğunu öğrenmek istiyorsunuz. Bu sorunun cevabını altın standart testi ile öğrenmek isteseydiniz kasabaya gider, bütün kasaba sakinlerini yanınıza çağırır ve bütün ayakları teker teker sayardınız. Bu size yüzde yüz kesin doğru cevabı verir. Şimdi kaç ayak olduğunu dolaylı yoldan test edelim. Ayağı olan herkesin ayakkabısı da olduğunu biliyoruz. Ayakkabısı olan insanların ayakkabı bağcıkları olduğunu da biliyoruz. Kasabada tek bir ayakkabı bağcığı satan dükkân var. O dükkâna gidip bu sene kaç ayakkabı bağcığı satın alındığını sorarsam kasabada kaç tane ayak olduğunu bulabiliriz. Dolaylı testin doğru sonuç verebilmesi için yapılan varsayımların kesinlikle doğru olduğundan emin olunması gerekir. Bu durumda ayağı olan herkesin ayakkabı ile dolaştığını bilmiyoruz. Belki çıplak dolaşmayı seven biri var? Ayakkabısı olan herkesin ayakkabı bağcığı kullandığını da bilmiyoruz. Belki bağcıksız ayakkabı giyiyorlar? Peki bazı insanların birden fazla ayakkabıları olamaz mı? -Dr. Thomas Cowen


 

İşte bu sebepten ötürü dolaylı test sonuçlarının hata oranları yüksektir. Testin ölçtüğü değere kadar gelen basamakların kesinlikle doğru olduğu bilinmeden yapılan hiçbir test kesin cevap veremez. Şimdi RT-PCR testini biraz daha inceleyelim.

Mullis’in keşfettiği teknik sayesinde bu test bir insanın kanında bulunan spesifik DNA veya RNA’ları çoğaltıyor. Neden çoğaltıyor, çünkü RNA veya DNA’lar çok küçük olduğu için hastalardan alınan kan örneklerinde spesifik versiyonlarını bulmak çok zor. Coronavirüsü için özel ayarlanan test, sadece COVID-19’da bulunduğu iddia edilen (!) bir RNA kodunu baz alarak o kodu amplify (çoğaltıyor) ediyor. RNA kodu tetikleniyor ve iki kopyası ortaya çıkıyor. İki kere tetikleniyor, 4 kopyası ortaya çıkıyor. Bu teknik sadece minimum 36 kere tekrarlandığı zaman olası bir sonuç vermeye başlıyor. Örnekteki kanın rengi değişime uğrarsa RNA kodlarının miktarı sayesinde dolaylı yoldan pozitif olduğu anlaşılıyor.

Testte kullanılan tetikleme yönteminin kaç kere kullanıldığı çok önemli. 36 kere tetikleme gerçekleşse de yanlış negatif sonuç verebiliyor. Bu sebeple her hastane tetikleme sayılarını kendilerine göre ayarlıyor. Tetiklemeler 40 defa yapılırsa çok daha fazla sayıda pozitif sonuç çıkıyor. Şimdi burayı iyi dinleyin: tetiklemeler 60 defa yapılırsa testin sonucu mutlaka pozitif çıkıyor! Yanlış duymadınız. Tetikleme sayısını 60’a çıkartırsanız, testi kime yaparsanız yapın sonuç pozitif oluyor! Bunun sebebi test edilen RNA kodunun herkeste zaten bulunması.

Bu ne demek?

Yani sizde virüs olmasa bile test yaptırsanız ve testte tetikleme 60 defa tekrarlanırsa sonuç yine pozitif olacak demek. Tetikleme sayılarını hastaneler veya dünya sağlık kurumları istedikleri gibi ayarlayarak çıkan sonuçlardaki pozitif ve negatif değerleri istedikleri gibi arttırıp azaltabilirler demek.

Diyelim ki hastaneler ve kurumlar bu tetikleme sayısını öyle iyi ayarladılar ki yanlış sonuç verme oranını %1’e kadar düşürdüler. Bu test 30 milyon insana uygulanırsa yüzde biri 300bin yanlış pozitif sonuç anlamına gelir. 300.000 pozitif sonuç dünyada tanım gereği bir salgın olarak kabul edilir.

 

 

Diyelim hükümetler veya sağlık kurumları uyguladıkları politikaların başarılı sonuç getirdiğini göstermek mi istiyorlar? Maskeler dağıtıldı veya yeni bir aşı geliştirildi veya bir ilaç bulundu vb. Tek yapmaları gereken tetikleme sayılarını azaltmak olur. Tetikleme sayıları azaltıldığı zaman istatistiklerdeki pozitif sonuçlar zorunlu olarak azalmaya başlar ve istenilen parametrelere çekilir.

Ve işte, sevgili okuyucum, bütün dünyaya “BÜYÜK SALGIN VAR SAKIN EVİNİZDEN ÇIKMAYIN” felaketi bu şekilde yutturulur.

 

COVID SALGINI SAYILARI
Burada yanlış anlaşılmaları engellemek için şunu tekrarlamak gereği duyuyorum çünkü hiçbir şey ya siyah ya da beyaz değil.

COVID-19 gerçek. Yalan değil.

Böyle bir virüs kesinlikle var. İnternetten girip patentlerini inceleyebilirsiniz. İnanılmaz bulaşıcı bir özelliği var ve bağışıklığı düşük olan hastalarda akciğerleri etkiliyor ve ciddi sorunlara yol açabiliyor.

Ama ne kadar tehlikeli? Normal gripten daha mı tehlikeli?

Bu sorunun cevabını ben veremem. Ama ortaya çıkan verilere göre dünya çapında karantina uygulanacak, bütün haber kanallarında sıcağı sıcağına gelişmeleri verilecek kadar tehlikeli olmadığı kesin.

HIV araştırmacısı Alman epidemiyolojist profesör Hendrik Streeck’e göre bu virüs asla korkulacak bir şey değil:

 


Bu yeni patojen hiç de yansıtıldığı gibi tehlikeli değil. Hatta SARS-1’den daha bile zararsız. Mesela SARS-CoV-2 üst boğaz alanında çoğalır ve bu yüzden COVID-19’dan çok daha bulaşıcıdır çünkü bu tarz virüsler boğazdan boğaza atlar. SARS-1 derin akciğer dokularında çoğaldığı için bulaşıcılığı daha azdır ama akciğerlere kesinlikle bulaştığı için COVID-19’dan kesinlikle daha tehlikelidir.


 

Peki bu görüşü destekleyen başka veriler var mı? Şimdi buna bakalım.

Coronavirüsü ortaya çıktığından beri çoğu insan bu virüsü grip ile karşılaştırmıştır. İstatistiklere bakıldığı zaman her yıl dünyada gripten 5 milyon insan ciddi hastalık geçirirken, 650.000 insan hayatını kaybediyor.

Karşılaştırdığımız zaman 4 Nisan 2020 tarihinde Coronavirüsü dünyada toplam 1,1 milyon kişiye bulaşmışken 61.776 kişinin hayatına mal olmuş. Bu sayının ilerleyen haftalarda artacağı kesin. Peki bu COVID ölüm sayıları insanların bu kadar gözüne sokulacak kadar ciddi mi? Bunu anlayabilmek için istatistiklere bakmak gerekiyor. Euro MOMO (Monitoring of Excess Mortality) sitesinde Avrupa ölüm değerlerinin normal istatistiklerin ne kadar dışına çıktığını gösteren grafikleri incelemek mümkün. MOMO sitesi her hafta yayınlanan resmi ölüm kayıtlarına göre Avrupa’daki ölüm oranlarını gösteriyor. Bununla kalmayıp, verileri ölenlerin yaşlarına göre de ayırabiliyor.

 

 

Bu makalenin yazıldığı haftada çıkan son verilerde girildiğinde (18-24 Mart 2020) ortaya çıkan tabloda Avrupa’nın toplam ölüm oranlarının normalin çok üstünde olmasını beklersiniz değil mi? Hele İtalya ve İspanya’dan gelen haberlerden sonra insan çok üzülüyor. Ama gelin görün ki, oranlar geçtiğimiz senelere göre bırakın artmayı, azalmış bile! Yukarıdaki tabloda bunu apaçık görebiliyorsunuz.

Johannes Gutenberg Üniversitesi profesörü ve Medikal Mikrobiyoloji ve Hijyen Enstitüsünün başı Dr. Sucharit Bhakdi şu yorumu yapıyor:

 


Yeni virüsün önümüzdeki 100 gün içinde bulaşacağı 1 milyon insan arasından günde 30 kişinin ölmesinden korkuyoruz. Ama eski coronavirüslerine yakalanan 20, 30, 40 veya 100 hasta zaten her gün ölmekte.


 

Bu kanıyı destekleyen bir başka istatistik de ABD’den geliyor. Amerika’nın 2013’ten beri toplanan istatistik verilerine göre şu anda hem zatürre hem de grip ölümlerinde ÇOK ciddi bir düşüş var!

 

ABD Zatürre Ölümleri Grafiği

ABD Grip Ölümleri Grafiği

 

Avrupa Konseyi’nin eski parlementerler meclisi başkanı ve göğüs hastalıkları uzmanı Alman Dr. Wolfgang Wodarg’ın bakış açısı da şöyle:

 


Politikacılar ünlü olmak ve enstitüleri için para kazanmak isteyen sözde bilim insanları tarafından etkileniyor. Bu bilim insanları ana-akım nehrinde yüzüp kendilerine pay koparmaya çalışıyorlar. İhtiyacımız olan asıl şey olaylara objektif bir şekilde bakabilmek.
“Bu virüsün tehlikeli olduğu kanısına nasıl vardınız?”, “Daha önce nasıldı?”, “Geçen sene zaten çok benzer bir salgın yaşamamış mıydık?”, “Bu salgın gerçekten de yeni ve tehlikeli mi?” gibi sorular soruyor olmamız lazım. Bu yok.


 

Şimdi bu direk bize yalan söyledikleri anlamına gelmiyor. COVID sayesinde yürürlüğe giren karantina gibi önlemler sayesinde normalde gripten ölmesi beklenen insanların ölümleri de önlenmiş olabilir. Bu noktada akla 3 tane soru geliyor:

1) Acaba COVID korkusu yüzünden yürürlüğe geçirilen önlemler COVID’in aldığı canların sayısından çok daha fazla hayat mı kurtardı?
2) COVID’in tehlikesinin fazla olmadığına karar verilirse karantina yüzünden dünya ekonomisine verilen zarar göz önünde bulundurulduğunda karantina aşırı ve gereksiz bir önlem olmuyor mu?
3) Her sene grip yüzünden ölen insanların sayısına neden bugünlere kadar feryat etmiyorduk? Neden bu kadar önlemler almıyorduk?
Gördüğünüz gibi gerçekler bize yansıtılan korku propagandasından çok farklı.

 

 

 

Çeviri: Palm Springs’deki bir hastanede tanıdığımın söylediğine göre hastaneye gelen her hastaya “olası covid-19” etiketi konması emri verilmiş. Sebebi de giderlerinin hükümet tarafından daha fazla karşılanacağı! Ayrıca gittiğim bütün hastaneler %30-40 kapasitede çalışıyorlar.

Alttaki çeviri: EVET ARKADAŞLAR, KEKLENİYORUZ. COVID-19

ölümleri yalanlardan geçilmiyor.

 

 

 

 

 

Peki bize her yerden yansıtılan bu sayılara ne kadar güvenebiliriz? Yukarıda anlattığım üzere bir insanın göstermeye başladığı semptomların Coronavirüsü yüzünden mi yoksa normal bir grip yüzünden mi olduğunu anlamak kesinlikle çok zor. Bunun yanı sıra dünya çapında sağlık örgütleri alttaki resimde gördüğünüz üzere COVID’in bulaştığı her hastanın ölüm sebebinin istatistiklere COVID olarak girilmesi gerektiği talimatlarına rastlıyoruz.

 

 

 

Sarı ile çizilmiş alan çeviri: “COVID-19” etiketi sadece testi teyit edilmiş olan hastalara mı konulması lazım?
COVID-19 etiketi virüsün sebep olduğu, sebep olduğu varsayıldığı veya ölüme herhangi bir katkıda bulunduğu her vefata konulması zorunludur.

 

Çeviri: ABD’de en çok ölüme yol açan sebep günde 1002 ölümle kalp hastalıklarıdır.
Bu günlerde herhangi bir kalp hastalığı yüzünden ölürseniz, virüsü semptomsuz olarak taşıdığınız için ölüm sebebinizi COVID-19 olarak yazdıklarını biliyor muydunuz?

Yorum Çeviri: Muayanede çalışıyorum. İntiharlar ve cinayetler antikor taşıdıkları için COVID ölümü olarak kaydediliyor. Dönen dalavereler sayılarla alakalı ve tam bir sahtekarlık!

 

 

 

CORONAVİRÜSÜNÜN 5G BAĞLANTISI
Bazı ülkelerin hastanelerinde durumlar çok ciddi değil mi? Wuhan’dan ilk çıkan görüntülerde durup dururken yere yığılan insanlar vardı! Bunlar virüs değilse neden kaynaklanıyor?

İnternette biraz araştırma yaptıysanız kesinlikle 5G bağlantısını duymuşsunuzdur. Son zamanlarda bize “çok daha hızlı mobil internet” edalarıyla yutturulmaya çalışılan ama kimsenin istemediği teknoloji. Dünya çapında ciddi itirazlar ve imza kampanyalarına sebep olmuş olmasına rağmen 5G’nin kurulumları neredeyse her ülkede tam gaz devam ediyor.

Peki COVID ile olan bağlantısı nedir? Çin’de tamamen 5G’ye geçirilen ilk şehir hangisi bilin bakalım. Tabi ki Wuhan. Wuhan’ın Çin’deki ilk 5G şehri olarak seçilmesinin yanı sıra Huawei COVID hastalarına ekstra yardım (!) için hastanelere bedavaya 5G sistemleri bağışlıyor! Bunun yanı sıra bilin bakalım Vodafone 5G servisini ilk hangi ülkenin 5 şehrinde açmış? İtalya’nın.
5G ile coronavirüsünün arasında bir bağlantı olduğu kesin. Ama bu bize bütün bu semptomların direk olarak 5G yüzünden kaynaklandığını kanıtlıyor mu? Hayır.

Peki o zaman insanlar neden hasta oluyor? Bağışıklık sistemleri yüzünden! Buradaki kilit konsept bağışıklık sistemidir.

İnsanlar tükettikleri gıdalar, kullandıkları ürünler ile her gün farkında olmadan vücutlarına birçok toksin almaktadır. Maalesef ki bu toksinlerin çoğunun efektleri kümülatif olduğu için vücutta yarattıkları zehirlenmeler veya zayıflıklar çok geç fark edilir. Vücudun bağışıklık sistemini etkileyen tek unsur toksinler değil, aynı zamanda akıl sağılığıdır ve maalesef insanlar vücut sağlıklarına dikkat ettikleri kadar akıl sağlıklarına dikkat etmezler. COVID’in yaşlı insanlarda gençlerden daha çok tehlike arz etmesi, bazı insanların gribi veya soğuk algınlıklarını diğerlerinden çok daha kolay ve rahat atlatması tamamen bağışıklık sistemi ile alakalıdır.

Yani 5G insanların bağışıklık sistemlerini mi bozuyor? BİNGO!

Elektroporasyon terimini hiç duydunuz mu? Elektroporasyon hücreleri veya dokuları kısa süreli yüksek güçte bir elektriksel alan uygulayarak, hücre zarında DNA’nın geçebileceği nanometre boyutunda geçici gözenekler açılması mantığına dayanan gen, kimyasal veya ilaç aktarımı işlemidir. Bu teknik elektromanyetik frekansların canlı hücreler üzerinde yarattığı etkiler sayesinde geliştirilmiştir. Yani sadece 5G değil, bütün G’ler, kablosuz internet sinyalleri veya radyo frekansları gibi her türlü EMF (elektromanyetik frekans) insan sağlığını, hücre bütünlüğünü bozan dalgalardır. İşte bu sebepten dolayı EMF kulelerine yakın yaşayan insanlarda sık sık kanser gibi hastalıklar görülür.

5G hakkında yazdığım makalede okuyabileceğiniz gibi 5G sadece EMF değil, yepyeni milimetrik dalgaları olan bir EMF teşkil etmektedir. Dünya çapında insan vücudu şimdiye dek bu denli yoğun dalgalara maruz bırakılmamıştır.

İnsanın bağışıklık sistemini güçsüzleştiren tek şey EMF’ler değil. Bağışıklık sistemlerimizi belki de en kötü etkileyen unsur ne biliyor musunuz? Endişe, kaygı ve korku.

KORKU KAMPANYASI
Başka yazılarımda da bahsettiğim gibi insanların kişisel dünyalarını etkileyen en büyük unsur kendileridir. İnsan neye inanırsa onu yaşar. Gerçeklik sübjektif bir realitedir. Bilinciniz ve çekim yasası sayesinde hayatta dikkatinizi nelere verirseniz o unsurları kendinize daha sık çekersiniz. Korkularınıza ve endişelerinize yenik düşüp kendinizi mağdur olarak görürseniz, sorumluluğu üzerinizden attığınız için korku hissettiğiniz unsurlara savunmanızı tamamen indirmiş sayılırsınız.
Düşünce ve bilinç farkındalığı insanların çoğunlukla cahil olduğu konular olduğu için medya size mütemadiyen kötü haberler yansıtarak enerjinizi ve ruh halinizi düşürmeye çalışır. Akıl sağlığı bozulan birey, sorunları ile baş etmekten kaçtığı için toplum çerçevesindeki sorumluluklarını yerine getiremez hale gelir.

Bu gerçeklerin farkında olan güç sahibi global gruplar insanları korkutarak haklarından vazgeçmelerini sağlarlar. Önce bir problem yaratılır, sonra önceden hazırlanmış çözüm sunulur. Sahte Bayrak Operasyonları nasıl popülasyonları savaşa ikna ettirmek için kullanılıyorsa, bu abartılan salgınlar da insanlara aşı satmak gibi emellerle planlanıyor. O aşıların içine neler koyuyorlar acaba? (Aşılar konusunda bilgi sahibi olmak isteyen herkesi Su Asaad’ın instagram hesabına davet ediyorum.)

Tüm medya kanallarından hunharca sürdürdükleri korku kampanyası ve global ekonominin uğradığı feci zarar yetmiyormuş gibi durmadan bir sürü ünlünün coronavirüsüne yakalandığı haberleri yapılıyor. Virüsün o kadar da tehlikeli olmadığı, yakalananların %99 kurtulduğu göz önünde bulundurulduğunda ünlü insanların virüse yakalandıkları haberlerini yapan kurumların amacının ne olduğunu anlamışsınızdır herhalde.

Bunun yanı sıra ABD eyaleti Connecticut valisi bir bebeğin Coronavirüsü yüzünden öldüğü konusunda yalan söylediği ortaya çıktı.

 

SON SÖZ
Zaman akışının artık aşırı hızlandığı ve dünyanın köklü değişimlere girdiği bugünlerde dünya medyasının ve arkasındaki güçlerin bize yansıttıkları bakış açılarına çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu insanların amaçlarının bizlere yardım etmek, bizleri bilgilendirmek olmadığını anlamamız lazım. Bunu da sadece araştırarak ve sorgulayarak gerçekleştirebiliriz.
Umarım bu son günlerde okuduğum ve derlediğim kaynaklarla sizi bir nebze bilgilendirmiş ve endişelerinizi telafi edebilmişimdir. Eğer bir katkım dokunduysa bu makaleyi başkalarıyla da paylaşmanızı, insanları bilgilendirerek içinde bulunduğumuz bu karanlık zamanlarda korkacak bir şey olmadığını göstermenizi rica ediyorum.

Herkese uzun ömürler dilerim.

İlginiziÇekebilir

1 thought on “COVID-19 HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN HERŞEY”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *