COVID – Planlanmış Bir Düzmece

COVID – Planlanmış Bir Düzmece

 

Bu COVID saçmalığının devam ettiği günlerde kaynaklı ve güvenilir bilgi için Ukala Kurt’a olan ziyaretinize teşekkürü borç bilirim. Yurtdışı kanallardan gelen istatistikler, araştırmalar, deneyler ve dünyanın her tarafından herhangi bir çıkar gütmeden isyanlarını duyuran doktorlarla beraber bir derleme yaptım sizlere.

Çoğunlukla yabancı ve İngilizce kaynaklar olsa da bu derlemeyi sizlere en doğru ve en teyit edilmiş bilgilerden yapmaya çalışıyorum. Lakin bu sayfada sunduğum bilgilerin tartışmalı nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda sizlerden ricam benim yazdıklarıma hemen İNANMAMANIZDIR. Eğer doğru ve güvenilir bilgilere ulaşmak istiyorsak bunu araştırmayı sadece kendimiz yaparak gerçekleştirebiliriz. İnsanlığın bugünlerde yaşadığı neredeyse her türlü zorluğun sebebi, çıkar sahibi olmaya çalışan kimselerin kendi araştırmasını yapmayan, kendine güvenmeyenleri kandırmasıdır. Herkesin kendi doğrusuna kendi çabalarıyla ulaşması aydın bir toplumun belkemiğidir. Bu sebeple bu anlayışı yazılarımda mümkün olduğunca utanmadan ve sıkılmadan tekrar edeceğim. Bilginize.

Öyleyse uzatmadan ifşaata geçelim.

    • Coronavirüsünün yepyeni bir hastalığa yol açtığına dair bir kanıt yok. Hatta Pasteur zamanından beri herhangi bir virüsün direk olarak bir hastalığa yol açtığı hiçbir zaman kanıtlanmamış
    • Ölüm sebeplerinin verilen talimatlar doğrultusunda yanlış kaydedilmeleri sonucuyla COVID istatistiklerine asla güven kalmadı
    • Pandeminin bir takım sosyal kontrol uygulamaları ile beraber haklarımızdan mahrum bırakılmak için gereksiz abartılmış bir sahte bayrak operasyonu olduğu ortaya çıkıyor.
    • Gerçekleri anlatmaya çalışan binlerce insan sansürleniyor, ifade özgürlüğü her geçen gün daha fazla çiğneniyor
    • Trump’ın tweetlediği Hydroxchloroquine ilacı kullanıldığı her yerde COVID’le mücadelede çok yüksek başarı gösteriyor ve çok ucuz. Lakin Bill Gates ve politik yandaşları her geçen gün aşılar hazır olmadan normale dönemeyeceğiz demeye devam ediyor
    • Bill Gates ve yandaşları arasında bulunan küresel medyanın kendi anlatılarının dışına çıkanlara açtığı savaş artık çığırından çıktı

 

Evet, son COVID makalemden beri neredeyse tam bir ay geçti. Her geçen gün yepyeni bilgiler, iddialar, münakaşalar ve mantıksızlıklarla karşı karşıya kaldık. Dünya gündemini evimizden sıcağı sıcağına takip etmeye devam ediyoruz.

Karantina, birkaç ülke hariç, global arenada devam etmekte. Virüsün başlangıç zamanlarında herkesin gözüne sokulan korkutucu rakamlarla ülkeler hemen karantina moduna geçti. Halen de karantinadayız. Peki bu karantina gerçekten gerekli mi? Karantinaya girmeyen ülkelerin durumu neden daha iyi?

Mayıs ayının ilk günlerinde duruma baktığımız zaman Türkiye’de çoğu insanın karantinayı göz ardı ederek işine devam ettiğini görüyoruz. Ama polisler insanların eğlence veya keyif için toplandığı alanlarda uyarılar yapmaya devam ediyor. Arkadaşlar soruyorum size, virüs İstanbul gibi dip dibe yaşadığımız bir şehirde çalışan insanları umursamayıp da eğlenen insanları mı tehlikeye sokuyor?

Birçok ülkede ‘gerekli’ ve ‘gereksiz’ işler diye bir ayrım yapıldı. Amaç virüsün yayılımını yavaşlatmak. Bakın, durdurmak değil, dikkatinizi çekerim, yavaşlatmak! Yani bu virüsün hiçbir yere gitmeyeceğini kabul etmek zorundayız ve artık bu hayata alışmamız lazım, öyle mi?

Arkadaşlar, virüs hakkında çıkan bilgilere ve dünyanın her tarafından toplanan istatistiklere bakıldığı zaman bambaşka bir resim çıkıyor ortaya. Gelin beraber inceleyelim.

İSTATİSTİKLERLE NASIL YALAN SÖYLENİR?

Öncelikle COVID istatistiklerine bakalım.

Coronavirüsü kelimesinin kelime dağarcığımıza yerleşmeye başladığı günlerde İtalya virüs yüzünden ciddi yara almıştı hatırlarsanız. İstatistiklerin toplanmasında gözlemlenen tutarsızlıklar yüzünden tekrar gözden geçirilen sayılara bakıldığında İtalya’da COVID yüzünden öldüğü varsayılanların %88’inin yalan olduğu ortaya çıktı! Bildirilen ölümlerin sadece %12’si gerçekten de COVID ile alakalıymış. Sizi bilmiyorum ama bu ÇOK büyük bir istatistik hatası. Öyle büyük bir hata veya kural ihlali ki, adeta bilerek yapılmış gibi geliyor kulağa. Olabilir mi?

 

Gerçek olduğu ortaya çıkan komplo teorilerini gösteren tweet
Candace Owens gerçek olduğu ortaya çıkan COVID ile alakalı komplo teorilerini sıralıyor.

 

Dünyanın her tarafından gelen bilgilere bakıldığında neredeyse her hastaya COVID teşhisi konuyor! Bu talimatlardan önceki makalede bahsetmiştik. O zamandan beri aynı talimatların uygulandığı ortaya çıkan yerlerin sayısı kat be kat arttı.

Mesela San Diego’da COVID yüzünden öldüğü iddia edilen 194 kişiden sadece 6’sının gerçekten COVID’den öldüğü ortaya çıktı.

Geçtiğimiz ayda çıkan bilgiler göze alındığında COVID’in ölüm oranının %0.1 ila %0.37 arasında kaldığı belirtildi. Bu sayılar her sene gerçekleşen normal enflüanza seviyesinde olmakla beraber DSÖ’nün COVID başlangıcı verdiği sayılardan neredeyse 20 kat daha az. Hatta 70 yaş altı insanların COVID’e yakalanıp ölme riski, averaj bir çalışma gününde işe arabayla gidip gelirken kaza geçirip ölme riskiyle aynı.

Bu bulgu ilk Beyaz Saray’da basın toplantısından sonra açık unutulan bir mikrofona yansıyan çalışanların konuşmasında gözler önüne serildi. Videoda bir Beyaz Saray çalışanı maske takmış olan arkadaşına


“Maskeyi çıkartabilirsin artık, USC-LA Sağlık Kurumunun araştırması çıktı. Ölüm oranları yansıtılandan çok çok daha düşükmüş”


dedi.

Bu bulgular Stanford Üniversitesinin araştırmasında teyit edildi.

Yani bu bulgular COVID’in her sene yaşanılan grip salgınından HİÇBİR FARKI olmadığını gösteriyor. Ölüm oranları ÇOK düşük. 2013 yılında kimya dalına Nobel ödülü kazanan profesör Michael Levitt de aynı fikirde. Karantinanın ve insanların eve kapatılmalarının kesinlikle aşırı bir reaksiyon olduğunu söylüyor. Gündem hakkında en kaliteli makaleleriyle bilinen zerohedge konuyu Bilgiler elimize ulaştı. Paniği Durdurun & Karantinayı Bitirin gibi bir başlıkla ele aldı.

İstatistiklere göre

    • COVID ölüm oranı % 0.1 – 0.2
    • 18-45 yaş arası ölüm oranı % 0.01 (100bin kişiden 11)
    • 75 yaş üstü ölüm oranı % 0.8
    • 18 yaş altı ölüm oranı SIFIR
    • Ölenlerin %99.2’sinin zaten mevcut hastalıkları var

Öte yandan karantinaya zorlanan insanların genel virolojik bağışıklıkları, evlere kapanmayan insanlara nazaran zayıflamaya başlıyor. Japonya, Güney Kore ve İsveç gibi karantina uygulanmayan ülkelerdeki durum karantina uygulanan ülkelerdeki durumdan daha kötü değil. Bu bulgular küresel bir karantinanın ne kadar gereksiz ve yarardan çok zararlı olabileceğini gösteriyor.

Dünya popülasyonun ÇOK ÇOK büyük bir kısmı COVID’den asla etkilenmeyecek. Lakin COVID korku propagandasından ne kadar kötü etkilendiğimizin farkında mısınız? Aslında yapılması gereken savunmasız insanların korunması, sağlıklı insanların değil. Bazı insanlar karantina ve korku propagandasının yol açacağı ölümlerin COVID’den çok daha tehlikeli olabileceğini söylüyor. ABD’de ve dünyada işsizlik, psikolojik problemler ve aile içi şiddet alınan aşırı ve gereksiz önlemler yüzünden ÇOK artmış.

Şimdi bu noktada “Ama benim COVID’den ölen tanıdığım var! Bu gerçekten ciddi bir durum” diyenleriniz olacaktır. Öncelikle başınız sağolsun. Bu hafife alınacak bir durum asla değildir. Ama merhum tanıdıklarınızın gerçekten de COVID’den öldüğüne ne kadar eminsiniz? Hastanede COVID teşhisinin nasıl konulduğunu biliyor musunuz yoksa sadece size bildirilen bilgiye mi güveniyorsunuz? COVID testlerinin ciddi oranda yanlış sonuçlar verdiği, semptomların averaj influenza/grip semptomları ile aynı olduklarını da göz önünde bulunduruyor musunuz?

    • COVID hakkında daha fazla gerçeklere ulaşmak için İsviçre tarafından hazırlanan bu mükemmel çalışmaya göz gezdirebilirsiniz.
    • com sayfası İngilizce bilenler için COVID hakkındaki gerçeklere ulaşmak için mükemmel bir bilgi kaynağı olacaktır. Sayfada hastanelerden haber veren doktorlardan tutun, virüs hakkında bize dayatılan yalanları bilimle sorgulayan doktorların presentasyonları ve çalışmaları var.

İSTATİSTİKLERDEKİ SAYILAR NASIL MANİPÜLE EDİLİYOR?

 

Q 4115 mesajı Tanzanya başkanının testlerin bozuk olduğunu ilan etmesi hakkında
Q testlerin ne kadar güvenilmez olduğunu Tanzanya başkanının duyurusuna dikkat çekerek gösterdi.

Daha önceki makalemde COVID ölüm oranlarının üst makamlardan gelen talimatlar doğrultusunda ciddi bir şekilde abartıldığını gösterdim. Ölen her hastaya COVID etiketi ekleniyordu. Yapılan itirazlar ve doktorların feryatları sonucunda bu konuya daha çok dikkat çekildi.

Öte yandan aynı makalede COVID için kullanılan testlerin tamamen güvenilmez olduğunu da anlattım. Virüs testlerinin zaten genel olarak hatalı sonuçlara meyilli olduğunu gösteren araştırmalar da var. Sonradan çıkan örnekler arasında en göze çarpanı Tanzanya’dan geldi.

QANON’un da bahsettiği üzere Tanzanya başkanı ülkesine gönderilen testlerden şüphelendiği için insanlar üzerinde denemeden önce, testleri insan olmayan numunelerde test ettirir. Bir keçiden ve bir meyveden alınan örneklerin ikisi de pozitif çıkar. Bahsi geçen Reuters makalesine buradan bakabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, Profesör Dr. Wolfgang Wodarg’ın testler konusunda anlattıklarını dinlemenizi öneririm. Gribe benzeyen semptomları olan insanlarda birçok farklı virüs bulunuyor ve hangi virüs olduğunu anlamak için kullanılan testler güvenilir değil. Ayrıca bu test aparatları birer ‘tıp ürünü’ sayıldıkları için kullanılmaya ve satılmaya başlanmadan önce başarı oranlarının denenmesi şart. Coronavirüsü paniğinin başladığı günlerde zaman olmadığı için tüm dünyada kullanılan bu test teyit edilmemiş. Bu testlerin neredeyse hepsinin hatalı olduğu ve doğru sonuç vermediği birçok kaynaktan bildirildi.

Bu yetmiyormuş gibi, Çin’den ve DSÖ’den tüm dünyaya dağıtılan testler COVID’li çıktı! Şaka yapmıyorum. Yani Türkiye’de salgın paniğinin ilk aylarında COVID testi olduysanız bu test yüzünden COVID’i kapmış olabilirsiniz.

Korku filmlerindeki kötü adamların kurnaz planlarına benzemeye başladı bu durum.

 

Elon Musk’ın corona ölüm sayılarının sahteliği hakkındaki tweeti
Elon Musk der ki: Corona’nın ölüme sebep vermemesine rağmen tüm ölümleri corona’ya yormak düpedüz yalan söylemektir.

 

Bu noktada, global arenada bütün dünyaya yansıtılan bu COVID çılgınlığının öz unsurlarının altını çizmek istiyorum. KORKU-KORKU-KORKU. İnsanlar her mecradan korkutulmaya çalışılıyor. Yalan istatistiklerle ölüm sayıları şişirilip, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir karantinaya yoktan gerekçe yaratılıyor. Arkadaşlar bu hataya daha kaç kere düşeceğiz? PROBLEM YARAT – ÇÖZÜM SUN taktiğini öğrenmemiz lazım artık! Korku unsurunun her seferinde nasıl daha büyük problemlere yol açtığını çözemedik mi hala?

 

 

Q drop #4040 İngilizce ekran görüntüsü
Q, bu senenin influenza vaka sayılarında çok ciddi bir düşüş olduğuna dikkat çekmiş.

 

Peki korkuya yenilmeseydik ne olacaktı?

COVID’in C’sini duymayanlar, evlerinde televizyon, ellerinde telefon olmayanlar bu salgın paniğine kapılmayacak, mutlu hayatlarına devam edeceklerdi. Eğer bir yerden “Salgın varmış” gibi bir uyarı alıp korkularına yenilerek hastaneye test olmaya gitmiş olsalardı, COVID’i kapmış olacaklardı. Ama test olmasalardı virüsü büyük ihtimalle hiç kapmayacak, kapsalar da bağışıklık sistemleri korkuya maruz bırakılmadığı için etkilenmeyeceklerdi.

İşin sonu KORKU ve SEVGİ arasındaki naçizane bir seçime mi kalıyor?

PEKİ HASTANELERDE NELER DÖNÜYOR?

 

İnsanlara olabildiğince panik ve korku enjekte etmek için kullanılan tek taktik bu değil. Ölüm oranlarına nasıl çaktırmadan katkıda bulunabildiğini incelemek için bir de ventilatörlere bakalım.

Solunum rahatsızlıkları geçiren hastalar için kullanılan makinelere ventilatör deniyor. COVID’i averaj gripten ayıran tek semptomu nefes alma zorluğu. Hürriyet bu konuda şöyle bir bilgi geçmiş. Ventilatörler küresel medya tarafından COVID hastalarına yardım etmek üzere popülerleştirildi. ABD’de ve dünyada COVID hastalarına yetecek kadar ventilatör bulunmadığı iddiasıyla gündem bu konuyla meşgul edildi. Peki bu ventilatörler gerçekten de COVID hastalarına bir katkıda bulunuyor mu?

Akciğer uzmanlarına göre COVID hastalarında kullanılan ventilatörlerin duruma bir katkısı olmuyor ve hatta çoğu zaman akciğerlere ekstra hasar veriyor. Trump “Ventilatör istediniz, ventilatör sağladık” dedikten sonra küresel medya da Trump’a karşı duruşlarını korumak için bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldı. Hatta ventilatörlerin yarardan çok zarara yol açabileceğini bile kabul ettiler.

Öte yandan ABD hastanelerinde dönen dalavereleri ifşa etmek adına birçok doktor ve hemşire videolar çekip seslerini duyuruyor. Bunlardan birinde doktor ventilatörlerin kullanılmadığını söylemekle kalmayıp hepsinin kutularından hiç çıkarılmamış bir şekilde durduğunu gösteriyor. Beyaz Saray’ın günlük basın toplantılarından birinde Trump, binlerce ventilatörün haftalardır hiçbir hastane tarafından kullanılmadığını belirtti.

Aynı bilgi New York’taki hastanelerde görev yapan, gerçekleşen özensizlik ve umursamazlıklardan isyan eden şu hemşireden geldi. Kendisinin söylediklerine göre transfer olduğu her hastanede hastalara yanlış tedaviler uygulanıyor ve en başta zenci hastalar olmak üzere birçok hastaların ölümüne yol açılıyor! Ve tabi ki hepsinde COVID etiketi var. Yani öldüklerinde COVID’den öldü diye kaydediliyor! Videoda ne yapacağını bilemeyip ağlamaklı hale gelen hemşire doktorları ve hemşire-başlarını uyardığında anında başka hastalara transfer edildiğini, daha üst düzey yetkililer ile görüşünce başka hastanelere transfer edildiğini söylüyor.

Hastanelerde hastalara yanlış tedavilerin uygulandığında ciddi ölümlerin yaşanabildiği bir gerçek. Bu tarz hatalar yeterli derecede eğitim almamış hemşirelerden de kaynaklanabilir. Bunun yanı sıra hiyerarşik bir düzene alışmış olan iş yerlerinde insanlar üstlerinden gelen talimatları uygulamaya alışıktırlar. ABD’de hastanelere genel olarak kasten yanlış talimatlar dağıtılmış olabilir mi? Ortaya çıkan bilgiler COVID’in tehlikesinin aşırı abartılmış olduğunu gösteriyor. Peki bunun farkında olup nasıl olsa her ölüme COVID yazılıyor diye sayıları yapay yollardan arttırmaya çalışıyor olabilirler mi? Söz konusu hemşirenin ağlamaklı videosu internette yayılmaya başladığından beri başka hemşireler ve doktorlar da seslerini çıkarmaya başladılar.

 

Soruların dehşeti yetmediyse dereceyi biraz daha arttırayım. ABD hastanelerinde dönen bu dalavereler Türkiye’deki hastanelerde de dönüyor olabilir mi? COVID sayıları Türkiye’de nasıl hesaplanıyor? Başka yerlerde de olduğu gibi ölen herkese COVID yüzünden öldü teşhisi mi konuluyor? Bu istatistiklere kim bakıyor? Sorular sorular sorular.

Peki ABD hastaneleri böyle bir rezalete nasıl bulaşabilir? Cevabı çok basit. Para.

The Spectator haber sitesinde ilk 9 Nisan 2020’de yayınlanan ve doğru olduğu ortaya çıkan bilgiye göre COVID teşhisi ve/veya ventilatöre bağlanan hastalar hastanelere çok daha fazla para getiriyor. ABD senatörü Scott Jensen şu bilgileri verdi:

 


“Hastane yöneticileri hastaların taburcu ve/veya ölüm raporlarına COVID-19 etiketi eklemeyi isteyebilirler. Neden mi? Çünkü hasta herkesin alışık olduğu sıradan bir zatürre hastasıysa hastaneye Medicare sayesinde toplamda sadece $5,000 kazandırıyor. Ama eğer bu COVID-19 zatürresiyse o $5,000 oluyor $13,000. Bitmedi. Eğer o COVID-19 hastası bir ventilatöre bağlanırsa bu sayı $39,000 a çıkıyor!”


 

Şimdi hastanelerin nasıl ölüm sayılarını arttırmaya yönlendirilebileceğini anlıyor musunuz? COVID olmayan bir hasta COVID’in semptomlarının zaten çok genel semptomlar olduğu için hastane daha fazla para kazansın diye kolaylıkla COVID diye yazılabiliyor. Yazıldıktan sonra ventilatörlere bağlanırsa hastanenin kazandığı para 3 katına çıkıyor! Ama yukarıda yazdığımız gibi ventilatörler yarardan çok zarar veriyor. Dehşet verici bir durum.

 

MASKE KULLANMAK NE KADAR ETKİLİ?

Hava geçiren basit maskelerin herhangi bir önlem teşkil etmediğini görüyoruz. Maske kullanımının çoğu ülkede zorunlu hale getirilmesinin altında yatan sebep virüsün dağılımını yavaşlatmak. Dikkat ederseniz özellikle yavaşlatmak kelimesi kullanılıyor. Neden biliyor musunuz, çünkü virüsün herkese bulaşmasını durdurmak imkânsız. Ne yaparsanız yapın, o virüse elbet maruz kalacaksınız.

 

Beyaz Saray basın toplantısında maske takan ve takmayan görüş ayrılıklarını simgeleyen resim.
Resimde maske takanlar ve takmayanlar günümüzün en büyük siyasi görüş çatışmasını simgeliyor.

 

Bu noktada bilimsel araştırmalara göz atabiliriz.

Ama maalesef maske kullanımının insanları gerçekten de koruduğunu kanıtlayan ön yargısız bir araştırma yok.  Çoğu ülkede zorunlu hale getirilen maske kullanımını irdeleyen Doçent Doktorlar Lisa M. Brosseau ve  Margaret Siestema’nın derlediği şu makaleye göz atabilirsiniz.

Sağlık uzmanı ve yazarı Dr. Russel Blaylock’un son derece detaylı bir şekilde derlediği şu makalesinde kullanılan maskelerin bırakın insanların virüse yakalanmalarını durduramamasına, aynı zamanda sağlıklı insanlara ciddi tehlikeler arz ettiğini savunuyor. Blaylock’a göre solunum yoluyla vücuttan atılacak olan virüsler maske yüzünden kaçamıyor, solunum yollarında birikiyor, koku alma sinirleri vasıtasıyla da beyinlere ulaşabiliyor.

Bill Gates safhasını temsil eden ve ismi bilimsel sahtekarlık yapan bazı ABD kurumları ile sık sık beraber anılan Dr. Fauci’nin kendisi bile 8 Mart 2020’de çıktığı 60 dakika programında maskelerin gerekli olmadığını ve asla halkın zannettiği kadar bir koruma teşkil etmediğini söylüyor:

 

 

Öte yandan kameralar karşısında maske takan basın görevlileri ve politikacıların kameraların kapandığını zannettikleri andan sonra maskelerini hep çıkardığını görüyoruz. Hatta bu ikiyüzlülük o kadar yaygın ki son zamanlarda örnekleri bayağı arttı.

    • RT kanalında Alman başkan röportaj bittiği gibi maskesini çıkartıyor
    • ABD medya görevlileri basın toplantısı bittiği gibi maskelerini çıkarırken görüntüleniyor
    • Trump’ı maske takmamakla suçlayan pembe ceketli basın görevlis, Beyaz Saray basın toplantısı bittiği gibi maskesini çıkartıyor

 

Q drop #4222
Q, Beyaz Saray basın toplantısı sonrası maskelerini çıkaran basın mensuplarına dikkat çekti.

 

 

Buna ek olarak Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasına göre şunları demiş:

 


Sağlıklı bireylerin maske takmalarının ne yararlı ne de zararlı olduğunu gösteren yeteri kadar kanıt bulunmamakta. Maskeler sadece hasta iseniz veya COVID’e yakalanmış birine bakıyorsanız takılması lazımdır.


 

Son olarak CDC’nin yayınladığı son bilgilere göre Coronavirüsü sürünerek bulaşmıyor! Evet, yanlış duymadınız, süründüğümüz dezenfektanların o kadar da yararı yokmuş! Satın aldığınız herşeyi kullanmadan önce silmenize, ATM’lerde veya asansörlerde herkesin bastığı düğmelere dokunmadan basmaya çalışmak gibi akrobasilere girmeye gerek yok.

 

 

DİYELİM YAKALANDINIZ, ÇÖZÜM VAR MI?

 

Hydroxchloroquine yani sıtma ilacının COVID hastalarında ne kadar etkili başarı sağladığını biliyor muydunuz? Peki, bu ilacın etkili sonuçlarını bütün dünyaya ilk duyuranın Trump olduğunu?

Bilmiyorsanız sizlere derlediğim şu linklere kendiniz bakıp COVID salgını korkusundan tamamen kurtulabilirsiniz:

    • HCQ ve CQ üzerine yapılan birçok güncel araştırmanın güncel derlemesi
    • HCQ’ya karşı başlatılan karalama kampanyasının incelenmesi
    • HCQ’yu kullanan doktorların elde ettiği büyük başarı haberi
    • 2005 yılında yapılan chloroquine’in SARS tipi coronavirüslerine ne kadar etkili olduğunu bulan araştırma
    • HCQ’yu 1450 COVID hastasını tedavi etmek için kullanan doktorun %99.99 başarı oranı gösterdiği haberi
    • HCQ ve azithromycin üzerine yapılmış çok daha güncel bir araştırma sonuçları

İşin sevindirici yanlarından biri HCQ çok ucuz ve kolay bulunan bir ilaç. Yıllardır kullanılıyor ve yan etkileri yok denece kadar az. İşin ilginç yanı ise Trump bu ilacın etkili olduğunu twitterdan duyurduktan sonra küresel medya ilacı kötülemek için karşı atağa geçti.

Şaşırdık mı?

Tabi ki hayır. ABD başkanı kadar üst düzey bir makamdan korku ve panik propagandasına karşı gelinebilecek bir çözüm sunulması planlarında yoktu herhalde.

 

Amerikan bir doktorun HCQ ve çinko ile elde ettiği başarıyı duyurması
Çeviri: Bu sırada benim gibi olan normal doktorlar HCQ + Azithromycin ve Çinko kombinasyonunu çok başarılı sonuçlarla kullanıyorlar. Ohio eyaletindeki bir yaşlı evinde COVID’e yakalanan 30 tane hasta vardı. Doktor herkesi direk HCQ’ya başlattı. KİMSE ölmedi. Herkes ÇABUCAK iyileşti. Medya neden bunu saklamak istesin? Twitter neden DSÖ’yü sorgulayan insanları sansürlesin?

 

Hydroxchloroquine ilacı Türkiye’de de büyük rağbet gördü ve çok yüksek başarı oranları sağladı. Ölüm oranı ÇOK AZ olan ve en savunmasız hastalarda bile kesin sonuç gösteren kürü olmasına rağmen neden karantinadayız? Neden hala virüs telaşı içindeyiz?

 

Küresel medyanın hep bir ağızdan yaptığı HCQ kötüdür propagandası derlemesi
Küresel medyanın hep bir ağızdan yaptığı HCQ kötüdür propagandası derlemesi.

 

 

Bu resimde küresel medyanın nasıl farklı yayın organlarından aşırı organize bir şekilde çalıştığını görüyoruz. Birçok farklı yayın organı aynı konuda makale yazıp aynı kelimeleri kullanıyorlar. “More deaths, no benefit” yani daha çok ölüm ve yararı yok. Tabi ki yalan. Bill Gates makalesinde yazdığım üzere HAYIRSEVER BİLL GATES amcamız New York Langone Üniversitesinde HCQ’nun etkilerini test etmek için yeni bir araştırmaya yatırım yapmıştı. Araştırmada plasebo olarak C vitamini kullandıklarını duyurmuştum. C vitamini COVID hastalarında zaten çok yüksek başarı gösteren bir tedavi.

Şimdi karalama kampanyasının nasıl organize edildiğini anlayabiliyor musunuz?

Küresel medyanın algınızı kontrol etmek için oynadığı oyunlar bununla bitmiyor maalesef.

GÜNCELLEME:

Makalenin yayına hazır olduğu sıralarda Trump yine Hydroxchloroquine’i övdüğü bir konuşmasında kendisinin dahi 2 haftadır HCQ’yu kullandığını açıkladı. Küresel medya HCQ’yu kötülemeye devam etmek için ne yapacaklarını şaşırdı. Sunucu Neil Cavuto “Bu ilacı alırsanız ÖLÜRSÜNÜZ” gibi cümlelerle seyircilerine uyarılarda bulundu.

Trump “Bunu size önceden de söyleyebilirdim ama söyleyemedim çünkü bana bu soruyu hiç sormadınız” dedi. Neden sormadıklarını artık hepimiz çok iyi biliyoruz.

 

MEDYANIN YAPTIĞI ÇİRKEFLİKLER

Hiç televizyon izlemediğim için Türk medyasını da takip etmem. Neyi nasıl lanse ettikleri hakkında bilgim yoktur ve bilmediğim konularda atıp tutmaktan hoşlanmam. Bununla beraber, ABD ve küresel medyayı internet sayesinde çok yakından takip ederim. Küresel olayların ve politik dalgaların uçları ne olursa olsun eninde sonunda Türkiye’ye dokunduğu için algıları ve yansıtılanları her zaman kaynağından takip etmeyi tercih ederim. Bu sayede yıllardır hangi mecraların ne gibi eğilimler doğrultusunda haber yaptığını, yaptıkları haberleri ne gibi taktiklerle süsleyip izleyiciyi yönlendirmeye çalıştıklarını çok yakından inceledim.

Bu konu o kadar derin, o kadar kapsamlı ki üzerine birden fazla kitap yazılabilir. Şimdilik sizlere sadece konumuz çerçevesinde bir örneklendirme ile geliyorum. Maalesef ki malzememiz bol.

Küresel medyanın yansıtmalarında izleyicinin algısını derinden etkileyebilecek nitelikte birçok önemli unsur tekrar tekrar göz ardı ediliyor. Bu unsurlara ışık tutmak için en basitinden şu sorular sorulabilir:

    • Küresel medyanın ve birçok uluslararası kurumun ekranlarına yansıyan COVID ölüm istatistiklerinde, bu insanların gerçekte hangi sebepler yüzünden öldükleri NEDEN SORULMUYOR? Sadece testleri pozitif çıktığı için bu insanlara NEDEN coronavirüsünden öldü teşhisi konuluyor?
    • Hangi manipülatif gazeteci “21 yaşındaki futbol koçu coronavirüsünden hayatını kaybetti” gibi başlıklar atıp da makalenin sadece son satırında tanısının konulmadığı bir lösemi hastası olduğunu belirtiyor?
    • Dünya çapındaki ‘fazladan ölüm’ istatistiklerine bakıldığında ölüm oranlarının 65 yaşı altı için halen gayet normal seviyelerde, 65 yaşı üstü için de şiddetli bir grip salgını seviyelerinde olduğu gerçeklerinden neden hiç bahsedilmiyor?
    • COVID ölümlerinin %60’ının yaşlı evlerinde gerçekleştiği ve küresel bir karantinanın bu duruma asla bir katkıda bulunmayacağı neden hiç konuşulmuyor?
    • COVID testi pozitif çıkan insan sayılarının yapılan test sayılarına tamamen doğru orantılı artıp artmadığına, yani pozitif test sonucu yüzdelerinin hep aynı seyirde devam edip etmediğine KİM BAKIYOR?
    • Ekranlarda rakamlarla gerçekleri yansıtmaya çalışmaktansa korkutucu virüs resimleri, kimyasal korunma giysisi giymiş insanlar ve tabutlar göstermeyi tercih eden kalpsizler kim?
    • Hangi kanal virüs test aparatlarının çoğunlukla sorunlu olmasını ve COVID için şu anda kullanılan testlerin klinik olarak halen tasdik edilmediklerini tartışıyor?
    • Dünya Sağlık Örgütü’nün hem geçmişteki salgınlarda hem de şu anki salgında hep problemlere yol açtığı neden bahsedilmiyor?

Tüm dünyada bu sözde-salgının medya tarafından yansıtıldığı kadar tehlikeli olmadığını gösteren dağ kadar veri birikmiş durumda. Bütün bu verileri inceledikten sonra insanın kendine sorması gereken bir soru var:

Gerçekten de çok tehlikeli bir virüs salgını mı yaşıyoruz, yoksa yine psikolojik bir saldırı altında mıyız?

Salgın başladığından beri dünya medyası olayı olduğundan daha tehlikeliymiş gibi yansıtmak için birçok sahtecilik yaparken yakalandı. ABD CBS kanalı İtalya’daki meşgul bir hastanede çekilen görüntüleri New York hastaneleriymiş gibi gösterirken yakalandı. Hatta yaptıkları kandırmacayı sonra kabul de ettiler.

Bir başka ‘korku propagandası’ İran’da COVID’den hayatını kaybedenler için güya toplu mezarların kazıldığı haberleriydi.

 

Küresel medyanın birçok farklı yayın organından hep beraber aynı kelimeleri kullanarak yaptıkları algı kampanyası
Küresel medyanın birçok farklı yayın organından hep beraber aynı kelimeleri kullanarak yaptıkları algı kampanyası.

 

 

Tabi ki bu İran toplu mezar kazımı haberinin de gerçeklerden uzak olduğu ortaya çıktı. Bunun yanı sıra ABD medyası korku anlatısını sürdürmek üzere New York’ta hastanelerde gerçekleşen ölümlerin morglara sığmadığını, ceset taşımak üzere tırlara yüklenmeye başladığını duyurdu. Görüntülerde birkaç cesedin tırlara taşındığını gösterdiler. Peki bu ne kadar gerçekti? Burada konuşan doktor hayatı boyunca hastane ne kadar dolu olursa olsun ölülerin bir tıra kaldırıldığını asla ne gördüğünü ne de duyduğunu söylüyor. New York’taki durumun vahim olduğunu göstermek üzere bir başka haber de yine toplu mezar kazımlarının başladığı idi. Hatta bu haber Türk medyasına da yansıdı.

 

CNN Türk makalesinde yapılan korku propagandası
Üstte linkini verdiğim bu makaleyi okuduğunuzda yazılan her cümlenin, çekilen her resmin okuyucuyu korkutmak amaçlı olduğunu göreceksiniz.

 

Sevgili okuyucular, bu cümle düpedüz bir yalandır. Evde koltuğuna yerleşmiş, kendi araştırmasını yapmadan başkalarının dediklerini kabul etmeye alışmış insanların zihinlerini manipüle etmek için yaratılmış bir düzmecedir. Algı operasyonudur.

Ukala Kurt olarak burada yazılanlara değil, kendinize inanmanızı rica ediyoruz. Azıcık ekstra çaba gösterip bilgileri internete araştırmanızı rica ediyoruz, çünkü azıcık bir çaba ile New York’taki, sözde Coronavirüsü nedeniyle kazılan, toplu mezarların Hart adasında son 150 yıldır devam eden normal bir süreç olduğunu öğreniyoruz. Yani tıpkı İran’daki toplu mezar haberi gibi bu haber de bir algı operasyonu.

Hastanenizi filme çekin isimli instagram hesabının gösterdiği BOŞ hastaneleri önceki COVID makalesinde duyurmuştuk. Çıkan istatistikleri görünce hastanelerde lanse edildiği gibi yığılmalar olmadığını öğrenenler kervanına Elon Musk da katıldı.

 

 

Hesapta, COVID testleri ve tedavileri için fazladan kurulan çadırların hepsinin boş olduğunu, içerlerinde bırakın yatak, ekipman, görevlileri hiçbir şeyin olmadığını gösteren videolar da var.

Peki ortada BU KADAR kanıt ve veri varken insanlar neden hala bu bilgilere kolaylıkla ulaşamıyor?

SANSÜR

Bill Gates’in daha salgın malgın yokken organize ettiği Event-201 coronavirüsü konferansından bahsetmiştim. Konferansta anlatının dışına çıkan sözde-yalan bilgilerin yayılımını nasıl durdurabilecekleri uzun uzun konuşulmuştu.

Günümüzde Youtube başta olmak üzere neredeyse her sosyal medya platformlarından DSÖ ve küresel medya anlatısının dışına çıkan bilgiler, paylaşımlar ve videolar kaldırılıyor, sansürleniyor. Youtube başkanı Susan Wojcicki bu sansürleri acımasızca uygulayacağını utanmadan duyurdu. O günden beri David Icke’ın bütün youtube kanalı kaldırıldı. Yıllardır birbirinden değerli konukları ağırlayan London Real kanalının Icke’la yaptığı canlı söyleşileri ve kayıtlarının hepsi sansürlendi. Kaliforniyalı birkaç doktorun internette çok hızlı bir şekilde yayılan basın toplantısı videoları da Youtube tarafından kaldırıldı.

Bitmiyor.

Doktor Judy Mikovitz’in viroloji dünyasında politikanın nasıl işlediğini, her gün çıkıp insanlara evde kalmaları gerektiğini ve virüsün uzun süre boyunca bizi etkileyeceğini söyleyen Fauci’nin nasıl büyük yolsuzluklarla karıştığını, gerçekleri örtbas etmeye çalıştığını anlattığı 25 dakikalık Plandemic: Doctors in Black mini-belgeseli de Youtube’a yüklendiği gibi kaldırıldı. Bunların yanı sıra COVID hakkında yanlış bilgi yayan hesapları sansürleyip kapatacağını duyuran Twitter da bu kervana katıldı. Big Tech’in  (Facebook, twitter, youtube) kimin tarafında olduğu apaçık ortada. Gerçekler ne kadar bastırılırsa bastırılsın mutlaka su yüzüne çıkabildiği için hoşlarına gitmeyen, anlatıya uymayan paylaşımları artık yapay zeka teknolojisi kullanarak da sansürlemeye başladılar. Lakin sansür kabiliyetlerinde bir zaaf var. Yapay zeka gibi teknolojileri kullanarak insanların her gün paylaştıkları milyonlarca paylaşımlar arasından kilit kelimeleri kullananları kolaylıkla durdurabiliyorlar iken artık uluslararası bir internet diline dönüşmüş olan memleri o kadar kolay tanımlayamıyorlar. Mem derken neyden mi bahsediyorum? (İngilizce adıyla meme)

 

İnternet terimi meme’nin anlamı
Popüler fikir ve duyguların enstantane ve kolayca anlaşılabilen bir şekilde gösterildiği memler eski Mısır hiyerogliflerinin günümüzdeki versiyonları olarak düşünülüyor.

 

Q’nun 4236. Mesajında paylaştığı üzere büyük teknoloji şirketleri halen memleri, yani fikir ve duygu içerikli resimli mesajları, içeriklerine göre ayırt edip sansürleyemiyorlar. Hatta bu durum kendilerini o kadar rahatsız etmiş ki Facebook memlerin içeriğini tanımlayabilen programı yazabilenlere $100,000’lık ödül vaat ediyor.

Biraz paniklemeye mi başladılar ne? 😊

 

Q drop #4236 ekran görüntüsü
Q bu mesajında Facebook’un otomatik bir şekilde sansürleyemediği memlerin içeriğini okuyabilen yapay zekayı geliştirene $100,000 ödül vereceği duyurusuna dikkat çekiyor.

 

Sevgili okuyucular, tarihe baktığımızda sansürün sadece gerçeklerin açığa çıkmasından KORKANLAR tarafından uygulandığını görürüz. Doğru bilgiler hiçbir zaman TEK bir kaynaktan gelmez. 1984 filminin tamamen gerçek olmaya başladığı bu günlerde bunu unutmayalım. Araştırmamızı kendimiz yapalım ve HER bilgiye ışık tutalım. Doğru olmayan bilgiler kendini belli edecektir zaten.

BILL GATES

 

Kimsenin seçmediği, tarihin birçok karanlık isimleriyle beraber görüntülenmiş ve sahte problemlerimizi için bize sahte çözümler teklif eden HAYIRSEVER Bill Gates’i önceki COVID makalemizde anlatmıştık. Ufak bir hatırlatma yapmak için Bill Gates hakkında fazla bilinmeyen gerçekleri tekrar sıralayalım:

    • Dünya Sağlık Örgütü’nde (WHO) çok büyük söz sahibi ve en büyük ikinci bağışçısı
    • Şu anda 7 tane aşı geliştiren laboratuvar kuruyor
    • Gayri resmi olarak dünya sağlık politikalarını yönetiyor (tahmini)
    • Microsoft’u dünya devi haline getiren DOS’u kendisi bile yazmadı, başka şirketten satın aldı.
    • Babasının dünyaca ünlü Rockefeller ailesi ve Hitler’in Polonya işgaline ciddi yardımlarda bulunan Thomas J. Watson ile çok yakından bağlantıları var
    • Milyarder pedofil Jeffrey Epstein ilk defa tutuklandıktan sonra kendisiyle birçok defa buluştu ve Epstein’ın ünlüleri ve politikacıları ağırladığı ‘Lolita Express’ lakaplı uçağında birçok kez beraber uçtu. Bu buluşmaları Epstein’ın tutuklanmış bir pedofil olduğunu bile bile gerçekleştirdi

Bunların yanı sıra, HAYIRSEVER Bill Gates hakkında herkesin bilmesi gereken birçok yeni bulgu daha ortaya çıktı. Bütün bu bulguları kaynaklarıyla beraber listeledik.

Öncelikle kendisi yıllardır dünyanın her tarafında aşı propagandası yapıyor ama KENDİ ÇOCUKLARINI BİLE AŞILATMAMIŞ.

Çıktığı her umumi konuşmada dünyanın artan popülasyonunu en büyük problemlerden biri olarak lanse eden bir insanın şimdi gerçekten de bizim hayatımızı kurtarmaya çalıştığına mı inanmalıyız?

Peki yeni geliştirdiği aşıların, Hindistan’daki yerel çocukların üzerinde test ettiği, ve birçok ölüme yol açan aşılardan daha güvenli olacağı ne malum? Bütün dünyaya dağıtılacak olan COVID aşısının, Gates Vakfının Hindistan’da yaptırdığı 47,500 kişiyi felç bırakan çocuk felci aşısından daha güvenli olacağına nasıl emin olabiliriz? Eğer ki güvenli çıkmazsa, bunun sorumlusu kim olacak? Aşı üretici şirketlerin aşıların yol açtığı ölüm, sakatlık veya herhangi bir negatif etki yüzünden açılan davalardan muaf olduklarını biliyor muydunuz?

Peki bu adam neden her COVID’le alakalı söyleşilerinde bu kadar sırıtıyor?

Ünlülerin Kıyameti makalesinde Tom Hanks’in yarattığı David S. Pumpkins karakterini ve gizli anlamlarını incelemiştik. Pumpkins karakterinin Tom Hanks’in dünyaca bilinen kişiliğini temsil ettiğini ve altında yatan sırları simgeleyebileceğini anlatmıştım. Geçtiğimiz günlerde Bill Gates’in Reddit internet sitesinde yaptığı röportajın tanıtımını yapmak için aynı karaktere büründüğünü biliyor muydunuz? Çok, çok garip bir tesadüf.

Lakin HAYIRSEVER Bill Gates hakkında altını çizmeye çalıştığımız gerçeklerin hepsi de bir tesadüf değil. Gates’in içinde bulunduğumuz duruma ulaşmamızda ne kadar emeğinin geçtiğini gösteren çok sağlam kanıtlar da var. Bu kanıtlara göz atmak için ilk önce COVID başlarken dünyaya duyurulan OLASI COVID vaka sayısı modellerini ele alalım.

Coronavirüsünün yol açacağı ölüm oranı tahminlerini bütün dünyaya duyuran iki tane büyük tıp kurumu vardı. Dünya çapında neredeyse her ülke halkını korumak amacıyla aldıkları COVID önlemleri bu iki kurumun tahminleri üzerinden değerlendirildi. Yani 15 Mayıs 2020’de bazı ülkelerin açılışa yeni yeni giriyor olmalarının ve bazı diğer ülkelerin de HALEN karantina altında olmalarının sebebi bu tahminlerdi.

Yapılan tahminlere göre eğer hiç önlem alınmasaydı sadece ABD’de COVID ölüm sayıları 2 milyona, önlemler ile beraber ise 200,000’e kadar çıkacaktı. Bu tahminleri yapan kurumlar Seattle’daki Washington Üniversitesi tarafından kurulan IHME (Institute for Health Metrics Evaluation – Sağlık Ölçümleri Değerlendirme Kurumu) ve Imperial College of London idi.

Bu iki kurumun yaptığı tahminlerin TAMAMEN abartı oldukları ortaya çıktı. Tahminlerinin turnayı asla gözünden vuramadığını anlayan kurumlar bir noktada olası ölüm sayıları, gerekli olacak hastane yatak sayıları ve gerekli olacak ventilatör sayıları tahminlerini çok ciddi bir oranda düşürdü. Yaptıkları ilk tahminler o kadar abartıydı ki, kesinlikle düzeltme ihtiyacı hissetiler. Ama maalesef dünya çapında sadece ilk tahminleri üzerine tasarlanan bütün önlemler çoğu ülke tarafından devreye alınmıştı bile.

Peki bu iki kurumun ortak yanı nedir? Bu sorunun cevabını öğrenmek için bize her zaman en doğru yolu gösteren bir sorgulama yöntemi kullanacağız. Parayı takip edeceğiz. IHME’yi ve Imperial College of London’ı kim fonluyor?

Bill ve Melinda Gates Vakfı, tabi ki.

 

 

Bill Gates’in arada sırada yaptığı kitap önerme reklam kampanyasından bir kare
Bill Gates’in kitap önerme reklam kampanyasından birinde “İstatistiklerle Nasıl Yalan Söylenir?” adlı bir kitabı önerdiği görülüyor.

 

IHME’nin kuruluşunda üniversitesinin 5 katı kadar olan $105 milyon bağış yapan vakıf 2017 yılında kuruma $279 milyon daha yatırım yapmış. Londra Koleji ise vakıftan $14,5 milyon ve daha fazlasını görmüş.

Sorulması gereken sorular bunlar:

    • Bu kurumlara akan bağışlar yapılan araştırmaları çarpıtıyor mu?
    • Bilimin koruması altındaki istatistik sayıları politik amaçlar doğrultusunda değiştiriliyor mu?
    • Bu kurumlardan çıkan tahminler bilim üzerine mi kurulu yoksa politika üzerine mi?

Dünya Coronavirüsü konusunda ne yapacağını şaşırmış durumda. Farklı şeyler söyleyen 2 ayrı görüş var. Gates ve yandaşları bu virüsün halen çok tehlikeli olduğunu ve bütün dünyanın aşı olmadan normale dönemeyeceği görüşünde. Diğer bakış açısı ise kendi araştırmasını yapan, yetkililerin dediklerini hemen kabul etmeyen insanlara ait ve sayılarımız her geçen gün artıyor.

IHME, Londra Koleji, demokratlar, Bill ve Melinda Gates, Dr. Anthony Fauci, Birx ve kendilerini aynı safhada gören daha birçok kurum ve kişi dünyadaki herkese yaptırılacak bir aşı olmadan normale dönemeyeceğimizi tekrar tekrar söylüyor.

Sizlere şimdiye kadar verdiğim bilgiler doğrultusunda bunun ne demek olduğunu bir düşünmenizi istiyorum. Karantinanın, ekonomik çöküşün, ufak işyerlerinin kaybolmasının ve bu insanların GÜVENLİĞİMİZ için istedikleri şeylerin etkileri neler? Bu işten kim nasıl bir çıkar sağlıyor?

Milyonlarca insan bu karantina yüzünden işsiz kalmış durumda. Artık şu soruyu kendimize sormamız lazım:

İçinde bulunduğumuz durumun sorumlusu virüs mü yoksa politikacıların aldıkları kararlar mı?

Sözde-salgının başladığı günlerde önlemler için baz alınan sayıların tamamen yalan ve yanlış çıkmasına rağmen önlemlerin halen değiştirilmemiş olması bizlere neyi gösteriyor?

Peki dünya medyası bu adamı ön plana koymakta neden hiç iki kere düşünmüyor?

İnanılmaz bir servete sahip tek bir adamın dünyanın sağlık sektöründe bu denli kapsamlı çalışması, yeni kurulan kurumlara başlangıç adına $100 milyon’u geçen sermaye enjekteleri yapması KİMSEYİ Mİ şüphelendirmiyor?

Küresel medyanın Bill Gates’i günümüzün İsa’sıymış gibi göstermelerinin altında yatan başka nedenler olabilir mi?

Bu soruların olası cevaplarını açığa çıkarmak için günümüzün en güvenilir çıkar izi sürme taktiği olan PARA’YI TAKİP ETME stratejisini uyguluyoruz.

Bill ve Melinda Gates vakfının bozuk para gibi dağıttığı fonların büyük bir kısmının, TABİKİ DE, medya organlarına gittiği ortaya çıkıyor. Vakfın dünyanın her köşesinde giriştiği projelerin, dağıttığı milyarlarca dolar paranın sorgulanmaması; yol açtığı ölümlerden, felç bıraktığı binlerce kişiden ve ailesinin kafalarda soru işaretleri bırakan bağlantılarından NEDEN hiç bahsedilmiyor?

Günümüzde itibarın kolaylıkla satın alınabildiği için.

 

Gates Vakfının fonladığı media organlarından birkaç örnek.
Gates Vakfının fonladığı media organlarından birkaç örnek.

 

Bill ve Melinda Gates medya kuruluşlarına her sene onlarca milyon dolar yatırım yapıyor. Bütün bu yatırımlar vakfın tüm projelerine çok ciddi itibar ve reklam değeri kazandırıyor. İşte Gates vakfının fonladığı medya kuruluşlarından birkaçı:

    • The Guardian’ın küresel kalkınma sayfası
    • NPR’nin küresel sağlık yayını
    • COVID sözde-salgının en son verilerini ve araştırmalarını konu alan ‘Verilerle Dünyamız’ sayfası
    • BBC’nin küresel sağlık ve kalkınma programı
    • ABD kanalı ABC’nin küresel sağlık yayını

‘Küresel Sağlık’ ve ‘Küresel Kalkınma’ gibi masum isimler altında tüm dünyada inanılmaz girişimler yapan vakfın son zamanlarda en çok göze çarpan yakın ilişkisi Dünya Sağlık Örgütü ile. DSÖ’nün 2019’da yayınladığı fon analizinde vakfın DSÖ’nün en büyük ikinci yatırımcısı olduğunu öğrendik.

 

Ana-akım medyanın muhaliflerine taktığı isimler
Ana-akım medyanın (küreselci, satanist) muhaliflerine taktığı isimler. ‘Labeling’ taktiği kendi araştırmasını yapmayan insanların algılarında ayrımcılık tetikler. Sallapati bir şekilde kullanılan dolu kelimelerin okuyucularda yarattığı duygular, ötekileştirilmek istenen grupla beraber anıldığında bilinçaltınıza tohumlar ekilmiştir bile.

 

Bunun yanı sıra DSÖ’nün şu anki, ve tıpkı Bill Gates gibi hayatında doktorluk yapmamış olan, başkanı Tedros Adhanom, ülkesinde 3 tane kolera salgınını örtbas etmekle suçlanmış Ethiopia’nın eski sağlık bakanıdır. DSÖ’nün başkanı olarak seçilmeden önce yine Gates vakfının kurduğu ‘AIDS, Tüberküloz ve Sıtma ile Mücadele Fonu’nun başkanlığını yapmıştır. Yine Gates vakfının fonladığı ‘Gavi Aşı Birliği’nin ve ‘Tüberküloza DUR’ ortaklığının yönetim kurullarında yer almış.

Azıcık bir araştırma ile Gates ve vakfının parmağının sağlıkla alakalı her projeye dokunduğunu görüyoruz. Ortaya çıkan çıkar çatışmalarının sonu yok.

 

SON KARAR

 

Sevgili okuyucular, her geçen gün çıkan haberler bu makalede derlediklerimi desteklemekten başka bir şey yapamıyor. Makalenin bitmesi bu yüzden uzun sürdü. Her geçen gün herkesin araştırarak bulabileceği yeni veriler çıkıyor ve hepsi çok önemli. Neden mi? Çünkü kendi araştırmalarımızı yapmadığımız sürece güç sahibi gruplar tarafından yabana atılmaya devam edeceğiz.

Bütün bu verilere bakıldığı zaman ise COVID-19’un tamamen küreselciler tarafından uydurulan ve tıpkı 9/11 ikiz kuleler saldırısı gibi bir sahte bayrak operasyonu olduğunu anlamaya başlıyoruz. Peki neden mi böyle bir olaya girişsinler? Bunu anlamak için COVID’in etkilerini ele alabiliriz:

    • Dünya ekonomisi mahvoldu
    • Kolektif bilince ciddi oranda korku enjekte edildi
    • İkiz kulelerden sonra kısıtlanan genel özgürlüklerimiz gibi yeni kısıtlamaların getirilmesi söz konusu
    • Orta ve küçük iş-yerleri mahvoldu, büyük şirketler zenginleşti, orta sınıf büyük bir darbe yedi. Bu sayede distopya bilimkurgu filmlerinde görmeye alıştığımız zengin ve fakir iki sınıf sistemine bir adım daha yaklaşmış olduk
    • Eşeğin önünde sallandırılan havuç gibi toplumların önünde ‘normale dönmek’ sallandırılıyor. İş tamamen küreselcilere kalırsa bu herkes aşı olmadan da gerçekleşmeyecek

Bahsettiğimiz bütün bu olaylar sizce de COVID’in politik bir silah olarak kullanıldığını göstermiyor mu?

Bence kesinlikle gösteriyor. Hatta bunun direk olarak kanıtlarını ABD haberlerinde görebiliyoruz. ABD yaklaşan seçimlere kadar adeta bir sivil savaş içerisinde. Trump, küreselciler/demokratlara karşı. Sadece demokrat eyaletler karantinayı uzatıyor. Sadece demokrat eyaletlerde COVID ölüm sayıları abartılıyor. Sadece demokrat eyaletlerde tecavüzcüler dahil birçok suçlu sözde COVID yüzünden hapishanelerden salıveriliyor. Sadece demokrat eyaletlerde posta yoluyla oylama getirilmeye çalışılıyor (güya sebep de karantina devam edince oylamaya gidemeyecek olan insanların oylayabilmesi. Süpermarketlerde insanlar dip dibe sıraya girebiliyor da oylama için posta mı lazım?)

Bu konulara fazla değinmedim çünkü ABD’de yaşamıyoruz. Lakin araştırınca bütün bu COVID olaylarının ardında yatan emeller çok daha göze batmaya başlıyor. Küreselcilerin Trump’ı devirip tekrar tahta oturması görünürde bizi ilgilendirmiyor gibi gözükse de insanlığı çok derinden etkileyen bir unsur.

Ama konumuz bu değil. Konumuz YALAN istatistiklerle ve bilgi karmaşasının getirdiği cahilliklerle toplumun gereksiz yere korkutulması ve yarardan çok zarara sebep olacak önlemler aldırılmasıdır. Bu bizi KESİNLİKLE ilgilendiriyor.

Arkadaşlar sizlerden bir ricam var. Araştırın, teyit edin, öğrenin ve PAYLAŞIN. KONUŞUN. BAHSEDİN. SORULAR SORUN. Kendi araştırmalarını yapmayan arkadaşlarınızın tersleyici ve küçük düşürücü yorumlarından etkilenmeyin. Bu konular ne kadar çok konuşulursa, ne kadar çok bahsedilirse gerçekler kendilerini o kadar hızlı belli edecektir. Direk sonuçlara atlamadan, kesin konuşmadan sadece şu soruları sormanız yeterli olacaktır:

    • Tarih boyunca eşi benzeri görülmemiş bir şekilde NEDEN sağlıklı insanlar da karantinaya alındı?
    • Kimse tarafından seçilmemiş, hayatında doktorluk yapmamış olan Bill Gates NEDEN tüm platformlarda gözümüze sokuluyor da, gerçek doktorların feryatları her mecradan sansürleniyor?
    • Twitter NEDEN HCQ’un ne kadar etkili olduğunu gösteren araştırmaları paylaşanların hesaplarını kapatmak için elinden geleni yapıyor?
    • Küresel medya NEDEN uzun zamandır güvenli ve başarılı bir şekilde kullanılan ve son derece ucuz olan bir ilaca bu kadar karşı?
    • Fauci 2017 yılında NEDEN Trump başkanlığında SÜRPRİZ bir salgın ile karşılaşabileceğimizi uyardı?
    • Fauci geçtiğimiz aylarda maskelerin bir işe yaramadığını söylemişken, NEDEN şimdi herkese maske giymesini tembih ediyor?
    • Haber kanalları ve Gates bağlantılı kurumlar neden COVID istatistiklerinde hunharca sahtekarlık yapıp yalan sayılar yayınlıyorlar?
    • COVID testleri meyvalarda ve keçi gibi alakasız hayvanlarda NEDEN pozitif çıkıyor?
    • Kanada’nın Hydroxchloroquine üreten tek ilaç şirketinin sahipleri geçtiğimiz sene NEDEN öldürüldü?

Bu soruların sonu yok. Ama ortaya çıkan resmin altını çizmek için devam edeceğim:

    • NEDEN İsveç, Güney Kore, Japonya veya Taiwan gibi karantinaya GİRMEYEN ülkelerde salgın patlak vermedi?
      • NEDEN internette karantinaya girmeyen ülkeler hakkında bilgi bulmak bu kadar zor?

 

Karantinaya girmeyen ülkeler, popülasyon ve COVID ölüm sayıları listesi
Karantinaya girmeyen ülkelerin ölüm oranlarını googleda bulabilmek nedense bir hayli zor.

 


 

Karantinaya giren ülkeler ile girmeyen ülkelerin COVID istatistik karşılaştırması.
Karantinaya giren ülkelerde 15,993 kişi başına tek ölüm düşerken, girmeyen ülkelerde bu sayı 93,059 kişide bir.

 

    • NEDEN tüm dünya tarafından alınan önlemler sadece ilk etapta gözümüze sokulan ve sonradan tamamen abartılmış ve yalan oldukları ortaya çıkan istatistikler üzerine kurulu? Bu önlemler NEDEN durdurulmadı? NEDEN hala sokağa çıkma yasağı var?
    • Türkiye’de NEDEN sadece hafta sonları sokağa çıkma yasağı var da hafta içi yok? Virüs hafta sonu iş başı yapıyor da hafta içi tatilde mi?
    • Berberlerde NEDEN bıçağı her seferinde değiştirilen usturalar yasaklandı da ucu değiştirilmeyen kırpıcı makinelerin kullanılması serbest?

Her yıl korku ve kontrol yaymak için medya tarafından gözümüze sokulan virüslerin sağlıklı insanlara etki etmediği artık apaçık ortada. Kan değerleri yerinde olan, suyunu içen, sporunu yapan, düşünce ve duygularını kontrol edebilen, hareket eden insanın güçlü bünyesi bu virüsten ciddi bir şekilde etkilenmiyor. Bu ne demek?

Eğer virüs size bulaştıysa, sizi etkilemediyse, dışarda dolaşırken başka sağlıklı birine bulaştırırsanız o da etkilenmeyecek demek. Sağlıksız olan kişi kendini ne kadar eve kapatırsa kapatsın, her halükarda bir yerden bu virüsü kapabilecek demek. Onun başına gelenlerin sorumlusu sağlıklı olan kişiler değil, vücudunu sağlıksız bırakmış olan KENDİSİDİR. Sağlıklı insanların karantinaya kapatıldığı tarih boyu görülmemiştir!

Bu bir oyundur. Bu saman altından yürütülen medikal FAŞİZM’dir. Karantinaya GEREK YOKTUR.

Etkilenenler için ise mükemmel çalışan ucuz ve güvenilir ilaçlar zaten mevcut. HCQ, çinko ve C vitamini.

Normale dönsek de kendi araştırmasını yapmayan, hükümetlerden ve medyadan ağzına kaşıkla verileni yutan insanlar birbirlerini ispiyonlamaya başlayabilir. Bu insanlar bunu yaparlarken hayat kurtardıklarını ve vicdanen doğru şeyi yaptıklarını zannedecekler. Maskesini takmayan restoranlara veya kalabalık alanlara girememeye başlayacak, EĞER kendi araştırmamızı yapmazsak!

Bakın insanların birbirinden yeteri kadar ayrı yürüyüp yürümediğini anında izleyerek kaydeden bilgisayar programları bu işe HAZIR BİLE!

Hiç şüpheniz olmasın. Bu bir pandemi değil, PLANDEMİ!

Sevgili Ukala Kurt okuyucuları, bu makalede yazdığım, kaynağını vererek kanıtladığım BÜTÜN bilgileri bir kenara bırakacak olursak, sizi aynı kanıya getirecek tek bir video paylaşacağım. Bu video BAŞLI BAŞINA şu günlerde yaşadıklarımızın altında yatan sırları ortaya dökecek nitelikte.

İşte o video.

Gazeteci Harry Vox, 2014 yılında yaptığı röportajda salgınlar ve salgınların yakın gelecekte nasıl kullanılacağını anlatırken düpedüz günümüzü anlatmaya başlıyor.

Unutmayın, haber sizlersiniz artık. Haber kanalları değil. Gerçekler hakkında farkındalık yaratmak SİZİN ELİNİZDE. İlgili makamların değil.

#FARKINDAYSANSESSIZKALMA


 

 

İlginiziÇekebilir

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *