Bilinmesi Gereken Kişiler

  • Bob Lazar, 51. Bölgeyi müfredata sokan ilk uzaylı teknolojisi muhbiri.

80’lerde boş zamanlarında hobi olarak jet motorlu araba geliştiren bir fizikçi düşünün. Hükümet adına Los Alamos Ulusal Laboratuvarlarında çalışmaya başlayan, çok ağır şartları olan gizlilik sözleşmeleri altında işaretsiz yolcu uçaklarıyla her gün Las Vegas havalanından, o zamanlar daha varlığı bile kabul edilmeyen 51. Bölgeye götürülen Bob Lazar’ı tanıyalım.

Öyle ki, önüne ters mühendislik yapması için ele geçirilmiş bir uçan daireden alındığı söylenen bir alet konur. Başka hiçbir fizikçinin elde edemeyeceği bu imkanın heyecanıyla işe koyulan Lazar, kendine kısa sürede güvenini kazandığı işverenlerin sayesinde söz konusu aletin çıkarıldığı uçan daireyi inceleme fırsatı yaratır.

Dünyada çok derin yankılar uyandırabilecek olan bu gerçekliğin üzerinde yarattığı baskıdan kurtulabilmek için bazı arkadaşlarını Çarşamba akşamları yapılan uçan daire test uçuşlarını uzaktan izlemeye götüren Lazar, profesyonel intihar ettiğinin farkında değildir.

Konu hakkında daha fazla bilgi için Netflix’teki ‘Bob Lazar: 51. Bölge ve Uçan Daireler’ belgeselini izleyebilirsiniz.

    • Bob Lazar 1980’lerin sonunda Amerika’nın dünyaca ünlü 51. Bölge adlı yeraltı askeri üssünde ele geçirilmiş uçan daireler üzerinde ters mühendislik yaptığını iddia eden fizikçidir.
    • Bazar’ın hikayesine güvenilirlik katan unsurlardan biri, muhbirlik yapmaya başladığı zamanlar Amerikan hükümetinin 51. Bölgenin varlığını hala kabul etmiyor oluşuydu.
    • Lazar Los Alamos Ulusal Labaratuvarları için çalışırken 88-89 yılları arasında düzenli olarak 51. Bölgenin güneyinde bulunan S-4 bölgesine götürüldüğünü ve ele geçirilmiş bir geminin itici motoru üzerinde çalıştığını öne sürdü.
    • Geminin içini de 1-2 defa gezmesine izin verildiğini söyleyen Lazar, çalışmalarının ilerleyen aylarında maruz kaldığı gerçekleri içinde tutamayarak bazı arkadaşlarını Çarşamba akşamları yapılan uçan daire test uçuşlarını izlemeye götürüyordu.
  • John E. Mack, alıkonma olaylarını alay konusu olmaktan çıkaran dahi

Dünyanın önde gelen tıp kurumlarından Cambridge Hastanesi ve Harvard Tıp Okullarında uzun yıllar emek vermiş yumuşak sesli, nazik tavırlı bir adam. İşinin ehli olduğu sadece çalıştığı yerlerin itibarlarıyla değil, yazdığı 9 kitaptan birinin aldığı Pulitzer Ödülü ile de bellidir. Başarılarıyla yetinmeyerek psikiyatride kimsenin bulaşmak istemediği problemli bir konu olan alıkonma olaylarını çözmeye koyulur. Dünyanın her yerinden yüzlerce insan neden uzaylılar tarafından alıkonulmak gibi olağanüstü iddialarda bulunurlar ki?

Araştırmalarının başında alıkonma olaylarına herkes gibi şüpheyle bakıyordur. Lakin bu şüphe, çalışmaları boyunca dünyanın bambaşka köşelerinden gelen 100’den fazla vakanın detayına indiği sürelerde yavaş yavaş kaybolur. Yumuşak sesli dahi, konu üzerine yazdığı onlarca makaleleri, araştırmaları, ve şüphesinin toz olup kaybolmasına yol açan fiziksel ve psikolojik kanıtları 1994 yılında yazdığı “Alıkonma: İnsanların Uzaylılarla olan Temasları” adlı kitabında toplar.

Yazdığı kitabında topladığı kanıtlarla hayran bıraktığı ufolojinin önde gelen insanları tarafından dünyanın dört bir yanında seminerlere çağırılmaya başlar. 2004 yılında İngiltere’de yine alkışlarla bitirdiği bir seminerinden sonra akşam saatlerinde kaldığı otele doğru yürürken, sarhoş bir kendini-bilmezin arabasıyla çarpması sonucu John E. Mack hayata gözlerini yumar. Bir yıldız daha kaymıştır.

    • John Mack, Cambridge Hastanesi ve Harvard Tıp Okulu’nda psikiyatri doktoru ve profesörlük yapmış, Psikoloji ve Sosyal Değişim Merkezi’ni kurmuştur. Toplamda 9 kitap yazmış olan Mack, 1977’de ‘A Prince of Our Disorder’ adlı kitabı için Pulitzer Ödülünü kazanmıştır.
    • Kariyerine psikiyatri ile devam eden Mack 90’lı yıllarda araştırmalarını uzaylılar tarafından alıkonduklarını iddia eden insanlara yöneltmiştir.
    • Konuya ciddi şüphecilik ile yaklaşan Mack, detaylı analizini yaptığı 100’den fazla vakadan sonra alıkonma olaylarının gerçekten yaşandığını ve incelendiğinde hem fiziksel hem de psikolojik olarak kanıtlanabildiğini öne sürmüştür.
    • Konu üzerine birçok makale ve araştırma yazmış olan Mack, çalışmalarını 1994 yılında yazdığı “Alıkonma: İnsanların Uzaylılarla olan Temasları” adlı kitabında toplamıştır.
    • Alıkonma olaylarının toplumdaki stigmasını yenmek adına çeşitli ülkelerde seminer vermeye başlayan Mack, 2004 yılında bir seminer sonrası evine dönerken sarhoş bir sürücünün arabayla çarpması sonucu olay mahallinde hayatını kaybetti.
    • Zimbabwe’de bir anaokulunda 62 çocuğun hep beraber yaşadıkları yakın temas olayının John Mack tarafından incelenmesi.
  • Richard Dolan, UFOLOJİ kalesinin direği.

Dünya dışı varlıkları sorguladığımızda aslında realitemize daha geniş bir açıdan baktığımızın farkına varmayız. Bu geniş açı sayesinde uzaylı konuları sık sık bilime, felsefeye ve ruhsallığa da uzanır. Günümüzde dinin ciddi görüş ayrılığı yaratan bir kavram olduğu göz önünde bulundurulduğunda, soyut kavramlar ve ‘spiritüel laga luga’ bazılarımızın merakını öldürebiliyor. Bu sebeple, ufolojide sadece elle tutulur kanıtlara ve kesin bilgilere ulaşmak istiyorsanız aradığınız isim Richard Dolan’dır.

Son 20 yılını bu konuya adamış olan Dolan’ın yazdığı 4 kitap, ufolojinin gerçeklere en çok dayanan ve şüphecileri bile yolundan çıkaracak niteliktedir. Resmi olarak kabul edilmeyen konuların hassaslığını çok iyi bildiği için olabildiğince kesin konuşmayı görev edinmiş olan Dolan bu hünerini belgesellerde ve televizyon programlarında da göstermektedir.

    • Richard Dolan, dünyanın önde gelen UFO araştırmacıları, tarihçileri ve yayıncıları arasında sivrilen bir isimdir. Ufoloji alanında iyi bilinen ve güvenilir kitapların yazarıdır.
    • Dolan’ın araştırmacılığı yazdıklarını sadece kesin ve güvenilir kanıtlara dayandırmasıyla bilinir.
    • Sık sık radyo programlarına çıkan Dolan, Gaia TV’de Sahte Bayrak Operasyonları programının da sunucusudur.
    • Ufolojide elle tutulur sağlam bilgiler edinmek isteyen herkesin mutlaka tanıması gereken saygın araştırmacıların arasında yer alır.
  • Gary Mckinnon, Ufolojinin Julian Assange’ı.

Saat sabahın 2’si. Sadece parlak bir bilgisayar ekranının aydınlattığı karanlık bir odada ekranın başında 34 yaşında bir hacker oturuyor. Bu hacker kendisini haberlerde okumaya alıştığımız gibi internet üzerinden ilahi adalet dağıtıcısı olarak görmüyor. Bu hackerın bir misyonu var. Zarar vermek değil, açığa çıkarmak.

Gary Mckinnon’un filmlik bir hikayesi var. Amerikan hükümetinin birçok dünya dışı medeniyetle olan ilişkilerinin doğurduğu, dünyayı kurtarabilecek nitelikte olan uzaylı teknolojileri sakladığını düşünüyor (haklı). Bunu kanıtlamak için de yüzlerce Amerikan askeri bilgisayarları hacklemeye hazır.

Gary kendisini bu misyona öyle bir adıyor ki yıkanmayı, düzgün beslenmeyi bile ihmal ediyor.

İstikrar başarıyı garantiler mi?

Gary, test ettiği yüzlerce askeri ve hükümet bilgisayarlarının sonunda NASA’nın güvenliği sağlanmamış bir bilgisayarını buluyor ve bilgileri hemen incelemeye başlıyor. Sonuçlar mükemmel. Dönemin 56K modemleri yüzünden yavaş aktarılan bilgiler yörüngede NASA’nın çektiği puro şeklindeki cisim görüntülerini gösteriyor. Gary tatmin olmayıp daha da derine iniyor ve çok özel dokümanlar keşfediyor. Dokümanlar içinde ‘Dünyalı olmayan subaylar’ listesi, içinde hiçbir Amerikan donanmasında ismi bulunmayan gemiler arası kargo transferleri var. Hatta gemi isimlerinin ön ekleri USS değil USSS. USS açılımı United States Ship’tir. USSS’in açılımı da United States Space Ship, yani Birleşik Devletler Uzay Gemisi olduğu tahmin ediliyor.

Gary bu inanılmaz keşfinin şokunu daha üzerinden atamamışken bir NASA görevlisi tarafından bilgisayarda olduğu fark edilince bağlantısı hemen kesiliyor. Gary’nin 2001 yılındaki bu macerasının maliyeti 10 sene boyunca mahkemelerde sürünmek oluyor. Amerikan hükümeti bilgisayara kimin girdiğini tespit ettikten sonra İngiltere ile olan anlaşmaları doğrultusunda Gary’nin 70 yıl hapsini istiyor.

Akıl almaz bir iradeyle gerçeklerin kanıtlarını bulmak için çıktığı bu yolun sonu Gary’nin hayatının büyük bir kısmına mal oluyor. Teşekkür ederiz Gary.

  • William Tompkins, Nazilerin Gizli Uzay Programlarını Deşifre Eden Adam

Tompkins’in hikayesi 1932 yılında, yani 9 yaşındayken, babasının onu Long Beach, Kaliforniya’daki donanma limanına götürmesiyle başlar. Tompkins limanda demirli olan onlarca donanma gemisini görünce gemilere aşık olup ilerleyen yıllarda sık sık gezmeye gelir. Fotoğrafik hafızaya sahip olduğu için gemilerin resimlerinin çekilmesi yasak olmasına rağmen gemilerin tüm radar ve top mevkilerinin hepsini hafızasına kaydedip modellerini yapmaya başlar.

8 yıl sonra yaptığı birçok modeli babasının Hollywood’daki dükkanında sergilemeye başladığı sıralarda dükkanı gezemeye gelen Tuğamiral C. A. Blakeley gemilerin kimsenin bilmemesi gereken özelliklerinin tüm ayrıntılarıyla sergilendiğini görünce modelleri kaldırtır, ama Tompkins’in fotoğrafik hafızasından çok etkilenmiştir. Tompkins için aklında mükemmel bir pozisyon vardır.

Bu vesileyle hemen donanmaya alınan Tompkins 4 sene boyunca amiralin kişisel kadrosunda görev aldıktan sonra rütbe atlayarak donanmanın gizli istihbarat programında liderlik pozisyonuna getirilir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına denk gelen bu dönemde Tompkins’in en önemli görevi düşman devletlerin (çoğunlukla Naziler) üst düzey çok gizli araştırma laboratuvarlarında görev alan casusların sorgulanmasıdır.

“Başka devletlerin deneysel araştırma laboratuvarları, eğitimsel bilim kurumları, üretimci ve araştırma mühendisleri faaliyetlerinin teftişini derlemek ve sürdürmek. Kendi girişimleri veya herhangi bir Deniz Hava Kuvvetleri ofisinin istekleri üzerine yerel araştırma projelerinin ana hatlarının çizimleri için spesifik enstrüman ve tekniklerin araştırılması.”

Programda yer alan 28 teğmen rütbeli donanma casuslarından gelen bilgileri düzenli olarak amirallerle birlikte dinleyen Tompkins duyduklarına inanamaz. Gelen bilgilere göre 2. Dünya savaşı Almanya’sında 2 tane uçan daire geliştirme programı yürütülmektedir. Birincisi Naziler 1933 yılında başa geçmeden çok önce başlayan sivil bir program, ikincisi de Nazilerin ünlü SS’leri tarafından yürütülen bir program.

Tompkins, siviller tarafından yürütülen gizli uzay programının, Vril tarikatına bağlı Maria Orsic’in İskandinav (Nordik) görünümlü uzaylılarla medyumluk yaparak kurduğu iletişim vasıtasıyla ilerlediğini, Nazilerin gizli uzay programının da reptilyanlar ile kurulan bağlantılar yönünde ilerlediğini öğrenir.

Casusların getirdiği bilgilerin hepsini kaydederken bir yandan da öğrendiği ve çizdiği dizaynları donanma ile anlaşmalı teknoloji şirketlerine götürmekle görevlidir.

  • Steven Greer, İfşaat Projesi Kurucusu

Ufoloji için tarihi bir gün olan 9 Mayıs 2001’de 44 güvenilir hükümet, askeri ve bilim insanı dünya dışı medeniyetlerin varlığını duyurmak adına İfşaat Projesi’nin (Disclosure Project) düzenlediği basın açıklamasında bir araya gelir. İlerleyen yıllarda internette milyonlar tarafından izlenen bu basın açıklaması, içinde bulundukları geniş gerçeklikten bihaber olan milyonlarca insanı tetikleyip uyandıracaktır.

Bütün bunların sorumlusu, hayatını insanları bu gerçeğe bilgilendirmek için adamış olan eski acil doktoru Steven Greer’dır. Greer sadece İfşaat Projesini değil, Dünya Dışı Bilinçleri Araştırma Merkezi (CSETI), Orion Projesi ve Sirius İleri Teknolojiler Araştırma Merkezlerini de kurmuştur.

Dünya dışı medeniyetlerin varlığını duyurmanın yanı sıra Greer’in kendine misyon edindiği konulardan biri de uçan daire teknolojilerinin yapıtaşı olan kuantum-vakum sıfır noktası enerji teknolojileri hakkında farkındalık yaratmak ve bu alandaki mucitlerin desteklenmesidir. Sıfır noktası enerji teknolojileri gerçekliğin her noktasında bulunan limitsiz kozmik enerjinin ‘musluğunu’ açıp kullanılabilir hale getirmeyi hedefler. Doğalgaz, petrol, kömür ve nükleer enerji kaynaklarının kullanılmadığı bir dünya düşünün; pili asla bitmeyen cihazlar, benzinsiz veya şarjsız arabalar. Herkesin bir kutu büyüklüğünde sonsuz enerji kaynaklarına sahip olması dünyanın ekonomik düzenini yıkabilecek ve jeopolitik dengeyi tamamen yenileyecek niteliktedir.

Greer, uzaylıların varlığının saklanmasının ardında yatan en büyük nedenlerden birinin, dünyayı tek gecede değiştirebilecek nitelikte olan bu teknolojilerin gizlenmesi olduğunu savunur.

İvedi başarılar dileriz, Bay Greer.
Edgar Mitchell, hem Ay’a hem de hakikate ayak basan adam
o 6th person to walk on the moon
o believes ufos to be real
o spoke to pentagon about it and they confirmed it
o credible person

Modern dijital sansürlemelerin çığırının çıktığı bugünlerde hassas konular hakkında düzgün bilgilere ulaşmak kolay değil. Ufoloji de bu bilgi kısıtlamalarından nasibini aldığı için maalesef çoğu insan hala konunun aslında ne kadar önemli ve güvenilir kişiler tarafından desteklendiğini bilmiyor.

İşte bu insanlardan biri de Ay’a ayak basan 6. insan, astronot Edgar Mitchell. Mitchell çocukluğunun büyük bir kısmını yakınlarında doğduğu ünlü Roswell kasabası civarlarında geçirir. Bu kasaba, UFO’ları dünya gündemine oturtan 1947’deki Roswell kazasıyla bilinir ve Mitchell’ın kariyeri ve hayatında önemli bir rol oynayacaktır.

9 Şubat 1971’de aya Apollo 14’ün iniş modülü pilotu olarak ayak basan Mitchell, 23 Temmuz 2008’de katıldığı bir radyo programında Roswell’ çakılan uçan dairenin gerçek olduğuna inandığını, hükümetin UFO’lar konusunda o zamandan beri çok ciddi bir gizlilik politikası yürüttüğünü, dünya dışı medeniyetlerin gezegenimizi düzenli bir şekilde ziyaret ettiğini ve NASA’da astronot iken bu medeniyetlerden haberdar olduğunu itiraf ederek ufoloji için büyük bir adım atar.

İlerleyen günlerde katıldığı başka radyo programlarında bu itiraflar için neden 2008’i beklediği sorulduğunda konuyu çocukluğunun büyük bir kısmını geçirdiği Roswell’e çeker:

“Çünkü Roswell civarlarında büyüdüm. İlerleyen zamanlarda Ay’dan döndükten sonra, çocukluğumu beraber geçirdiğim bazı yaşlı yereller, bazı eski askeri ve istihbarat görevli tanıdıklarım ölmeden önce güvenebilecekleri birine uzun zamandır içlerinde tuttukları bazı bilgileri itiraf etmek istiyorlardı. Birbirlerinden bağımsız olarak beni seçmiş olmalılar ki, hepsi Roswell olayının gerçek olduğunu teyit etti. Dünya dışı bir uzay aracının Roswell yakınlarında çakıldığını, hem ölü hem de canlı varlıkların ele geçirildiğini söylediler.”

  • Gordon Cooper

• ilk uzayda uyuyan astronot
• hayatı boyunca istikrarlı bir şekilde ufolar hakkındaki görüşlerini savundu
• 1957de Kaliforniya’da bir UFO’nun inişine tanık oldu
• CIA ve NASA’da görev aldı
• 1951 yılında Almanya’daki bir Amerikan askeri üssünde görev alırken gökyüzünde ‘metalik uçan daireler’ gördü
• videosu kaybolunca konu hakkında daha çok konuşmaya başladı.

Gordon Cooper eski astronotlardan. Hatta yörüngede ilk uyuyabilen astronot olarak bilinir. Uzun yıllar NASA’da çalışmış olmasına rağmen UFO’lar ile olan tecrübelerinin hepsi test pilotu olduğu zamanlara dayanır.

1951 yılında Amerika’nın Almanya’daki askeri üslerinden birinde görev alırken gökyüzünde “garip, metalik uçan daireler” görür. Günümüzde uzaktan kumandalı drone’lar, helikopterler sayesinde sık sık hatalı UFO gözlemleri olabiliyor ama 1951 yılında yanlış gözlem yapılma şansı oldukça düşük. Özellikle bir test pilotu için.

Bundan tam 6 sene sonra, Cooper Kaliforniya’nın Edwards Hava Kuvvetleri Üssü’nde bir grup askerle beraber roket fırlatma testleri yürütmektedir. Testlerin video kaydı için kameralar kurulmuştur. Birden, yaklaşık 45 metre ötede bir uçan daire gözlemlemeye başlarlar. Gözlerine inanamayan Cooper ve takımı uçan dairenin yavaş yavaş yere yaklaştığını, altından 3 iniş takımlarının çıktığını ve uçan dairenin yere indiğine tanık olur. Kameraları hemen olay mahalline doğru yönelten askerler uzay aracını daha yakından görmek için indiği yere doğru yürümeye başlarlar. Lakin gemi hemen havalanır ve hiçbir ses çıkarmadan çok hızlı bir şekilde kaybolur.

Cooper, bu tarz gözlemlerin askeri protokolüne uyarak olayın şans eseri yakaladıkları görüntüleri hemen analiz için Pentagon’a gönderir. Maalesef ki bu görüntüleri bir daha asla göremeyecektir.

Başından geçen olaylar ve ilgili makamların umursamazlığı yüzünden konu hakkında asla sessiz kalmamayı seçen Cooper, 2004 yılında hayata gözlerini yumana dek eline geçen her fırsatta gizlilik politikasının kaldırılması için uğraşır.

  • Paul Hellyer, Gerçekleri Cesurca Söyleyebilen En Yüksek Mertebeli İnsan (?)

• eski Kanada savunma bakanı
• uzaylıların varlığına inanıyor ve eline fırsat geçtiği gibi açık açık söylüyor
• eylül 2005 yılında g8 ülkeleri kabinesinde ‘UFOların gökyüzünde uçan uçaklar kadar gerçek olduğunu söyleyen ilk insan.
• Bir kere direct contact tecrübesi var, 8 tane ırk onun gibi başka insanlarla gerçeklerin yayılması için çalıştıklarını söylemiş

Paul Hellyer’in geçmişinden ziyade cesaretidir bizi ilgilendiren.

1963 yılında Kanada’nın savunma bakanlığına, 1968 yılında ise ulaştırma bakanlığına atanır. Politikadaki kariyerine 2004 yılına kadar devam eder. 2005 yılının Eylül ayında G8 ülkeleri kabinesinde UFO’ların gerçek olduğunu resmi olarak ilan eden en üst düzey yetkili olur.

2005’ten sonra birçok radyo programı ve söyleşilerin konuğu olan Hellyer’in konu hakkındaki bilgisi, geçmişi ve ünü nedeniyle genişler. Dünyadaki gerici düzenin değişmemesi için saklanan dünya dışı teknolojilerinin ifşaatını savunur.

2019 Temmuz’da Reddit’te yaptığı bir röportajda dünya dışı varlıklarla sadece bir kere doğrudan temas kurduğunu, onda da 8 ayrı dünya dışı medeniyetin onun gibi insanlarla hakikati yaymak için çalıştıklarını söylediklerinden bahseder.

Paul Hellyer, ‘fazla açık sözlü olmasından ötürü’ sık sık ölüm tehditleri almasına ve 96 yaşına gelmesine rağmen 3 çocuğu, 5 torunuyla beraber Toronto’da hayatına gerçekleri savunarak devam etmektedir.

İlginiziÇekebilir

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *