Hayatın Anlamı Nedir?

500 Milyarlık soru! Bu sorunun özünde yatan konsepti anlamak için farklı bir bakış açısından bakalım.

Tüm hayatı incelemektense daha ufak bir olayı ele alalım. Bir derbi maçının sonucu. Bir taraf kazanır, öbür taraf kaybeder. Bu olay her iki taraftarı da etkiliyor olmasına rağmen herkeste farklı bir sonuca sebebiyet verir. O zaman bu derbinin özünde bir anlam var mıdır?

Yoktur.

Zihnimiz, bilincimiz olaylara her zaman kendi anlamını verir. Bu anlamları da hayatımızı boyunca etrafımızdan benimsediğimiz inançlarımız yaratır. Çoğunlukla, inançlarımız veya doğrularımızın çoğunu benimsemiş olduğumuzun farkında bile değilizdir. Onlar, bilinçaltımıza yer etmiştir. Bilinçaltımız dışımızda gerçekleştiğini zannettiğimiz her olayı otomatik bir şekilde filtreleyip bir duygu çıktısı verir.

Kendimizi yeteri kadar tanımıyorsak, olayların bizi neden kötü etkilediğine anlam veremeyiz. Bu da bizi, mutluluğumuzun önündeki en büyük engellerden biri olan tuzağa düşürür. Bu tuzak duygularımızın sorumluluğunu almamaktır.

Hayatımız Gerçekten de Bir Film Gibi

Gerçekliği en iyi anlatan analoji 35 milimetrelik film makinalarıdır.

Sinemada filmin yarattığı duyguların içinde kaybolmayı kim sevmez? Birbirine benzer yüzlerce karenin hızlı bir şekilde akarak yarattığı hareket illüzyonunun içinde kendimizi filmin heyecanlı dalgalarına öyle bir bırakırız ki, aslında sadece bir film izlediğimizi ve izlediklerimizin gerçek olmadığını bir süre boyunca unuturuz. Unuturuz çünkü hatırlarsak filmin büyüsü kaybolur.

Gerçek hayat da aynen böyledir. Sinemadaki film makinası birbirine benzer kareleri nasıl gösteriyorsa, insan hayatı da aynı ebedi anın sonsuz farklı perspektiflerinin inanılmaz bir hızda akması sonucu oluşan bir illüzyondur.

“İllüzyonsa illüzyon. Bu beni ilgilendirmiyor ki? Sabah saat 08:00’de yine işte olmam gerekiyor!”

Zamanı bir illüzyon yerine gerçekmiş gibi düşünmemizin getirdiği en büyük tuzak, andan çıkıp gelecekte veya geçmişte yaşamaktır.


Depresifsen geçmişte yaşıyorsun.
Kaygılıysan gelecekte yaşıyorsun.
Huzurluysan da anda yaşıyorsun.
-Lao Tzu


Carpe Diem gibi laflar bazen kulağa çok klişe gelse de mutluluğun özüne hitap eder.

Geçmiş veya Gelecek diye Birşey YOK

Siz hiç saatine bakan bir kaplan gördünüz mü?

“Saat akşam olmuş ben yatayım artık..”
Kulağa çok aykırı geliyor değil mi? Doğduğumuz andan itibaren gerçekliğe olan bakış açımızı çok derinden etkileyen bir unsur zaman. Lakin, kendi değişimimizi tarif etmek için geliştirdiğimiz geçmiş ve gelecek konseptleri gerçekte içinde bulunduğumuz ebedi anın dışında değiller.

Zaman hayatın, olayların veya geçen dakikaların düz bir çizgide ilerlediğini varsayan bir illüzyondur. Bu, böyle gözükse de gerçekte sadece tek bir an vardır. Şimdiki ebedi an.

Saat kaç? Şimdi. Saate ne zaman bakarsak bakalım, her zaman şimdiyi gösterir. Babilonluların zamanından kalma sisteme göre bir günü 24’e, saat ve dakikaları da 60’a bölerek zamanı organizasyon amacıyla kullanıyor olabiliriz ama zamanın kendisi deneysel olarak kanıtlanabilen bir şey değildir. Sadece zihnimizde var olan bir konsepttir. Bu sebeple zaman bir illüzyondur.

Kendinizi Şarja Takın

Bozuk zihinle dolaşmayın – Kendi kalenize gol atmayın vs.

Telefonumuzun pili bittiği zaman ne yaparız? Şarja takarız.
Arabamız bozulduğu zaman ne yaparız? Bu çalışmıyor artık deyip çöpe mi atarız? Tabi ki hayır. Ya tamir ederiz ya da tamir ettiririz.

Peki mutsuzlaşmaya başladığımız, motivasyon kaybetmeye başladığımız zamanlar ne yapabiliriz? Sorumluluklarımızı yerine getirememeye başlamak, spor günlerini atlamak, evdeki temizliği ertelemek gibi şeylerin hepsi zihnimizdeki sıkıntıların semptomlarıdır. Bu semptomları görmezlikten gelmek sıkıntıların artmasına, ruh halimizin genel olarak batmasına sebep olur.

Vücudumuzu arabamız, zihnimizi de motoru olarak düşünürsek, spirituality de arabamızı bir daha bozulamayacak şekilde tamir etme disiplini olur.

Sprituality zihnimizi ve düşüncelerimizi daha iyi anlayıp kontrol altına almaktır. Düşünceler sözleri, sözler hareketleri, hareketler alışkanlıkları, alışkanlıklar karakteri, karakter de kaderimizi etkiler.

Akıl sağlığı, vücut sağlığından daha önemlidir. Obez bir zihinle dolaşmayın.

Bulamıyorsanız Aramayı Bırakın

Hiç sevgili yapmak isteyen birinin arayarak hemen birini bulduğunu gördünüz mü?

Daha demin dilinizin ucunda olan bir düşünceyi unuttunuz diyelim. Hiç zorlayarak hatırlamaya çalıştığınızda aklınıza geri geldi mi?

İnsan aradığı şeyi nadiren bulur. Ancak aramayı bıraktığı zaman aranılan geri döner. Bunun sebebi, çekim yasasının veya gerçekliğin altında yatan, özgür irademiz kadar öz bir kanundur:

Herkes kendi gerçekliğini kendi yaratır.

Hayat nasıl iç benliğimizin geç gelen bir yansıması ise, yaşadığımız tecrübeler de kendi doğrularımızın ve inançlarımızın yansımalarıdır.

Bir şeyi ararken genellikle bir sonuca ulaşamamamızın sebebi, farkında olmadan aranan şeyin olmadığına inanmamızdır. Sevgili ararken bir sevgilimiz olmadığı inancı ‘arama’ aksiyonuyla benliğimize oturur. Aramayı bırakana ve zaten bizi seven çok insan olduğunu hatırlayana kadar da sevgili bulmak boş yere kürek çekmek olacaktır. Unuttuğumuz lafımızı ne kadar hatırlamaya çalışırsak çalışalım, dikkatimizi dağıtıp başka konuya geçmeden önce hatırlayamayız.

İlginiziÇekebilir

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *