Diğer Yazılar

NASA YALANLARI – Never A Straight Answer

Bir zamanlar NASA dendiğinde içim kıpır kıpır olurdu. Uzay! Astronotlar! Gezegenler! Apollo uçuşları, uzay mekikleri.. Hele o uzay mekiklerini taşıyan roketlerin ihtişamlı fırlatılışları yok mu.. Mekiğin yörüngeye çıkabilmesi için gerekli olan bin ton yakıtın sağır edici bir gürültüyle birleşmesi.. O fırlatılışları izlerken roketler yörüngeye uzay mekiğini ve beraberindeki 1000 ton yakıtı değil, insanlığı geleceğe taşıyor gibi gelirdi bana. Tüylerim diken diken olurdu.

Şimdileri NASA denince o eski heyecanı bulamıyorum içimde. İşler değişti. Büyüdüm belki ama değişen şey merakım veya heyecanım değil, NASA’nın bütün hayallerimi yıkması oldu. Artık birinin üzerinde giydiği NASA tişörtünü gördüğüm zaman içim hafif bir hüzün, ağır bir hayal kırıklığı ile doluyor.

Neden mi?

Yalanlar yüzünden. Yalan üstüne yalan üstüne yalan. Sevgilinizin sizi aldatması gibi aslında. Bu kadar ilginizi çeken, bu kadar önem verdiğiniz ve hayatınızda çok güzel duygulara sebebiyet vermiş bir kimliğin tamamen sahte çıkması. Yazık. Çok yazık.


AY’IN YERÇEKİMİ TUTARSIZLIĞI

Şimdi NASA tarafından ilan edildiği ve bize okutulduğu gibi Ay’ın yerçekimi Dünya’nın 6’da 1’i. En azından öyle olması gerekiyor. Bu normalde 78kg ağırlığındaki bir insanın Ay’da 13kg civarı olması demek. Bu da normal bir insanın Ay’daki yürüyüş videolarında gördüğümüzden çok çok daha yükseklere sıçrayabilmesi gerektiği anlamına geliyor. Lakin ben hiçbir ay yürüyüşü videosunda böyle bir şeye rastlanmıyor.

Bunun yanısıra, ayın yerçekimi iddia edildiği gibi dünyanın 6’da 1’i kadar olsaydı, astronotların kullandıkları ay arabasının püskürttüğü tozların çok daha yükseklere çıkması ve hele atmosferi olmadığı iddia edilen bir bölgede bu tozların her yeri kaplaması gerekirdi!

Ay yüzeyinde Apollo programları çerçevesinde çekilen videolar baz alındığında ayın yerçekimi dünyanın tam %64’üne denk geliyor. Şimdi hangisinin doğru veya yanlış olduğuna dair bir iddia da bulunmuyorum. Ayın büyüklüğü baz alındığında yerçekiminin dünyanın 3’te 2’sine denk gelmesi zaten mantıklı değil. Ama birbirini tutmayan birçok bilgi olduğu kesin.


HUBBLE UZAY TELESKOPU SÜRPRİZİ

Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü (STSI) 16 Nisan 1999 yılında gezegen bilimcileri şoka uğratan bir hamleyle Ay’ın Hubble teleskobuyla çekilen ilk görüntülerini yayınlar. Lakin biliminsanlarını şok eden şey ayın görüntüleri değil, Hubble teleskobunun bu görüntüleri çekebilmiş olmasıdır.

NASA ve STSI, Richard C. Hoagland gibi Hubble’dan ay görüntüleri talep eden biliminsanlarına bunun ay yüzeyinin parlaklığı yüzünden imkansız olduğunu söyler.

Eric Chaisson’un 1994 yılında yayınlanan ve teleskobun teknik aksaklıklar yüzünden planlandığından daha düşük kalitede resimler çekmesini konu alan The Hubble Wars adlı kitabında ise Hubble kameralarının renk ayarının her gün atmosferimizdeki bulutlara doğrultularak yapıldığı yazar. Bu bilgi, eğer doğruysa, NASA’nın yaptığı açıklama ile çakışır, çünkü bulutların parlaklığı, ay yüzeyinin ulaşabildiği maksimum parlaklıktan birkaç kat fazladır.

Bu tutarsızlıklara rağmen NASA gelen taleplere aynı açıklama ile yanıt vermeye devam eder. Hatta talepler bir noktada o kadar çok artar ki, NASA Art Bell’in radyo programına bu türden soruları cevaplamak için iki halkla ilişkiler uzmanı gönderir ve bu uzmanlar ay yüzeyinin Hubble tarafından görüntülenmesinin olanaksız olduğunu tekrarlar.

Bu nedenle 1999’da yayınlanan görüntülerin yarattığı şaşkınlığı tahmin edebilirsiniz. Hatta zamanın ana-akım bilim magazinlerinden biri olan Gökyüzü ve Teleskop dergisi bile şaşkınlıklarını gizleyemez:

“STSI çoğu insanın görüntülenmesine izin verilmediğini sandığı Ay’ın görüntülerini yayınladı!”

Lakin bu resim saatler sonra yayından kaldırılır. Geriye kalan 3-4 tane hiçbir ayrıntı gösteremeyen renksiz resimdir. Milyonlarca kilometre ötede bulunan gök cisimlerini inanılmaz netliklerde görüntüleyebilen Hubble Uzay Teleskobu’nun sadece 250.000 millik mesafedeki ayı görüntüleyememiş olması kafada soru işaretleri bırakıyor.
NASA’nın 1999’da yayınladığı ay görüntülerine buradan ulaşabilirsiniz. Kendilerinin yazdığı bu makalede önceleri tekrar tekrar verdikleri parlaklık bahanesinden asla bahsedilmiyor.

Nedir NASA’nın görmemizi istemediği? Saatler sonra yayından kalkacaksa o resmi neden yayınladılar? Bu tarz bilgileri halktan gizli bir şekilde ineceleyen ayrı bir bilim topluluğu mu var? Eğer öyleyse resim yanlışlıkla mı yayınlandı?

NASA’nın Ay ile olan serüvenleri kafalarda cevaplardan çok soru işaretleri bırakıyor. 1969 yılındaki Apollo görevlerindeki anomalilere girmemize gerek bile yok. 90’larda ayın tüm yüzeyinin resimlerini çekmek için gönderilen Clementine uydusunun görüntüleri yeteri kadar sansasyon yarattı bile.

 

O görüntülerdeki anomalilerin incelemelerini ‘Moon Rising’ belgeselinde izleyebilirsiniz. Belgeselde de anlatıldığı üzere otomatik olarak internete aktarılan Clementine resimlerinin bazı yerlerinde kocaman kısımlar özellikle bulanıklaştırılmıştı. Belgeselin çıkmasından yaklaşık 1 sene sonra bütün sayfa ve resimler güncellendi ve bulanıklaştırmalar temizlendi.

 

CARL SAGAN MARS’TAKİ YÜZ HAKKINDA YALAN SÖYLEMİŞ

Dünyaca ünlü biliminsanı olan Carl Sagan uzay konusunda birçok belgeselin yüzü olmuştur. Birçok kişiye ilham vermiş, kariyerlerini bilim çerçevesinde yapmalarına teşvik etmiştir.

Carl Sagan’ın yakın arkadaşlarından biri olan Brian O’Leary yıllar sonra yaptığı söyleşilerde Cornell Üniversitesi astronomi departmanındaki işine Carl Sagan sayesinde girdiğini ve kendisinin büyük bir egosu olduğunu söyler.

Zamanın en önemli bulgularından biri insansız uzay aracı Viking’in Mars’ın yüzeyinde görüntülediği insan yüzüne benzeyen dev yapıdır. Bu dev yapının doğal mı yoksa yapay mı olduğu konusunda Sagan ile sık sık tartıştıklarını söyleyen O’Leary şok eden bir iddiada daha bulunur:


“Bu beni ciddi derecede hayal kırıklığına uğratmıştı, çünkü Carl sadece hatalı değil, aynı zamanda görüntü verilerini değiştirmişti. Parade dergisinde Mars’taki ‘yüzün’ resmini yayınladı. Popülerliği hemen artan makalede Sagan Mars’taki yüzün doğal bir yapı olduğunu yazdı ama görüntünün insan yüzüne benzememesi için üstünde oynama yapmıştı.”


Bu tartışmaların yaşandığı zamanlar Sagan ve O’Leary Mars konusunda dünyanın önde gelen gezegen bilimcileri arasında yer alıyordu. Konu hakkında Sagan ile düştükleri ayrım, O’Leary’nin 1998 yılında yayınladığı Carl Sagan & I: On Opposite Sides of Mars (Carl Sagan ve Ben: Mars’ın Zıt Yanları Hakkında) araştırmasında gözler önüne serildi. O’Leary ilerleyen günlerde Sagan hakkında şu yorumu da yapacaktı:


“Bu adamın, sadece kulaktan duyduklarıma göre değil direk bilimsel bakış açıma göre, NASA ile gizli işbirliği yaptığını anlamaya başladım. Carl birkaç saygın kişiyle beraber bir komitede görev alıyordu. Carl’ı tanıdığım ve beraber yakından çalıştığım zamanlar Brookings Enstitüsü tarafından bir rapor yayınlanmıştı. Carl ve beraberinde çalıştığı bu grup dedi ki: eğer dünya dışı varlıkların gerçek olduğuna dair herhangi bir bulgu elde edilirse, bu bulguların kesinlikle örtbas edilmesi gerekir. Bu konuyu kontrol edebilmemizin tek yolu bu, çünkü kontrol edemezsek insanlık kültürüne ciddi oranda şok etkisi yaratacak.”



Ama olsun. Mars’ta insan yüzünü andıran bir yapı olabilir mi, canım?
Yok öyle bir şey. Yanlış hatırlıyordur.


PLUTO RESİMLERİ DE Mİ DÜZMECE?

NASA’nın 2015’te yayınladığı Pluto resimleri göz kamaştırıyor. Lakin bazı araştırmacıların bulgularına göre resimlerden bazıları iddia edildiği gibi 2015’te çekilmemiş olabilir.

“TheOlympusSky” adlı kullanıcının yayınladığı videoda 2015’te çekildiği iddia edilen resmin geçmişi gözüküyor. Resmi kim yarattıysa 2015’te değil, 2012’de yaratmış ve üzerinde Photoshop programıyla 5 saat oynama yapmış.

Eski resimlerin üzerinde oynamalar yapıp bize yeni çekilmiş diye mi yutturuyorlar? Yok canııııımm… Öyle saçma şey mi olur? Koskoca NASA neden böyle sahtekarlıklara girişsin ki?


YÖRÜNGEDE NELER DÖNÜYOR?

Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) etrafında birçok kamera vardır. Astronotlar uzay yürüyüşü yapmaya çıktıkları zaman bu yürüyüşler NASA’nın Amerika’daki televizyon kanalı olan NASA TV’den yayınlanır. Bu sebeple internette erişimi zor olmayan bu videoların birçok incelemesi bulunabilir.

Ama incelemeye neden gerek duysunlar ki? Yörüngede saklayacak ne olabilir?

Acaba ne olabilir? Kameranın üzerinde kalmış pislikler heralde. Ne olacak.

Peki Ay’ın yüzeyinde ışığı bu kadar güçlü yansıtan şey ne olabilir? O kadar aydınlık ki karanlık olması gereken bölgeyi gündüz gibi aydınlatıyor! Apollo 17’den kalma ay arabasının farlarını açık bırakmışlar heralde.

Yine yörüngedeyiz.
21. Yüzyıla girmiş olmamıza rağmen kameraların hala en can alıcı zamanlarda doğru düzgün odaklanamadığı günlerden biri. Ne tesadüf değil mi? İstasyonun yanından koskocaman puro şeklinde bir cisim geçiyor ama ISS kameralarının yakaladığı görüntü benim 90’lardaki telefonumun kamerasından daha beter! Neyse, heyecanlanmaya gerek yok. Astronotlardan birinin uzay yürüyüşü sırasında düşürdüğü sigarasıdır heralde. Kameraya yakın geçtiği için öyle gözüküyordur.

ISS’in internetteki resmi sayfasında canlı yayınlanan görüntülerinden kaydedilen bu anomaliye ne demeli peki? Dikkat ederseniz cisim hem kendi etrafında dönüyor, hem de bir noktada kaşla göz arasında uzun bir mesafe ‘atlıyor’. Bu da NASA’nın yaptığı bir şaka olabilir mi?


MARS’IN KIRMIZI GEZEGEN ZAMANLARINI HATIRLAYAN VAR MI?

Ben hatırlıyorum. 90’ların sonu, 2000’lerin başında Mars’a gönderilen gezgin robotlardan gelen resimleri heyecanla beklerdik. İnanılmaz bir hissiyattı. İnsanlığın ürettiği bir teknoloji zoru başarmıştı ve başka bir gezegenden bize resimler gönderiyordu! Bu ilk olmamasına rağmen benim gibi bir uzay meraklısını heyecanlandırmaya yetiyordu tabikii.

1997’de Pathfinder robotu bize Mars yüzeyinin ilk renkli resimleri ile tanıştırdı. Gökyüzümüzden bakıldığında görebileceğiniz hafif kırmızıya çalan rengi yüzünden Mars, birçok kültürde ‘kırmızı gezegen’ olarak da tabir edilir. Gelen ilk renkli resimler bu gerçeğe karşı çıkmıyordu. Mars gerçekten de kıpkırmızı, yabancı bir gezegen gibiydi.

Lakin, NASA’dan beklemeye alışık olduğumuz üzere bu resimlerde de olmaması gereken anomalilere rastlandı.

Mesela Mars’taki robotlardan birinde bulunan ve tamamen mavi renkli olması gereken NASA amblemi resimde tamamen turuncu gözüküyor.

Aşağıda gösterdiğim resimler Spirit robotunun gönderdiği ilk renkli resmin iki farklı versiyonu. Soldaki NASA’nın yayınladığı resmi versiyon. Sağdakinin ise renklerinde bağımsız fotoğraf uzmanları tarafından düzeltme yapılmış. Size hangisi daha gerçekçi geliyor?

NASA’nın resmi olarak yayınladığı resimlerdeki aşırıya kaçan kırmızı filtresini çok güzel gösteren karşılaştırmalardan biri de 1970’lerde Mars’a gönderilen Viking robotunun gönderdiği resimler. Soldaki NASA’nın yayınladığı resmi resim. Sağdaki ise Amerikan bayrağına göre renkleri düzeltilmiş versiyonu.

 

NASA kafaları karıştırmaya bayılıyor. Aşağıda gördüğünüz iki resim de iki farklı NASA web-sayfasından alıntı. İkisi de aynı ufku farklı renklerle gösteriyor. Bu NASA’nın resimlerin renklerinde oynama yaptığının tartışılmaz kanıtı.

Ben anlamadım şimdi, Mars kırmızı mı turuncu mu?

 

Beklenmedik bir şekilde NASA’nın Ocak 2004 yılında yaptığı konferansta konuşmacıların arkasındaki dev ekranda aniden renkleriyle oynanmamış ilk Mars yüzeyi resmini görüyoruz!

 

Gördüğünüz gibi gökyüzü masmavi. Renkleri oynanmamış olan bu resmi bilerek mi yoksa yanlışlıkla mı gösterdiklerini bilmiyoruz.Ama bir noktada dalaverelerinin açığa çıkmasından korkmaya başlamışlar ki, birden orada burada NASA’nın resimlerde oynama yaptığını iddia eden ‘komplo teoricilerine’ değinen ana-akım makaleler çıkmaya başlıyor.

 

Yukarıda gösterdiğim mavi olması gerekirken resimde tamamen turuncu çıkmış NASA ambleminin olduğu görüntü, NASA’nın sayfasından kaldırılmış. Neden acaba? Resim kaldırılmış olsa da hakkında yazılan BBC makalesi halen duruyor. Bu sefer makalede NASA’nın renklerde oynama yaptığı kabul ediliyor!

Daha sonra çıkan başka bir makalede ise, milleti kandırdıkları gerçeği yayılmaya başladığından olsa gerek, Mars resimlerinde kızılötesi filtrelerini jeologların taş türlerini daha iyi anlayabilmeleri için kullandıklarını söylüyorlar! Yok yaa??

Bak sen!

Bu bahanenin güncel versiyonu olarak NASA resmi sayfalarında şöyle bir açıklama hazırlamış. Yok efendim biri oynanmamış renklermiş de, öbürü ‘natürel’ renklermiş falan.

Salak kafam.. ben de her gün yenisi bulunan, oksijeni, canlısı veya yapay hiçbir şeyi bulunmayan gezegende asla olmaması gereken anomalilerin saptanmalarını zorlaştırmak, insanların kafalarında yaşamsız, ölü ve yabancı bir kaya parçasıymış gibi olduğuna dair bir izlenim yaratmak için bu kadar uğraştıklarını sanıyordum.

Tüh. Dağılabiliriz.

HAYAL KIRIKLIĞI STRATEJİSİ

Burada örneğini verdiğim görüntü ve bulgulardan daha yüzlerce var. NASA, her birini olmasa da, çoğunu doğal yollardan açıklayabilmek için elinden geleni yapıyor. Kamera bozukluğu olsun, uzay modüllerinden kopan parçalar, ışık yansımalarına kadar her türden bir açıklama ile karşılaştık. Peki NASA haklı mı? Biz yüz yıldır kendimizi mi kandırıyoruz?
Dünyada her sene UFO gören milyonların HEPSİ yanılıyor mu?

 

Arkadaşlar, ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Gerçek şu ki, insanlar haksız çıkmaktan, salak gibi gözükmekten nefret eder. Her açıdan gerçek gibi gözüken bir videonun sonradan sahte olduğunu öğrenmeyi, arkadaşlarınız tarafından olmayan şeylere inandığınız gerekçesiyle dalga geçilmeyi kimse istemez. İşte bu yüzden internette fake/sahte video çok. Hatta o kadar fazla ki artık insanlar hayal kırıklığı yaşamamak için uzaylılara veya doğaüstü olaylara olan ilgilerini törpülemiş durumdalar. Bu törpüleme öyle bir seviyeye ulaşıyor ki, hayal kırıklığı yaşamış insanlar konu hakkında daha heyecanını kaybetmemiş kişilerin motivasyonunu “O büyük ihtimalle sahtedir, inanma” gibi açıklamalarla öldürmeye girişiyor.

Bu tekrar tekrar gelen hayal kırıklığının bir diğer sonucu da resmi kurumların olağanüstü bulgulara yaptıkları sıradan açıklamaları anında kabullenmek. 10 kişinin 9’u kamera lensleri veya kadraj perspektiflerinden anlamazken, uzay mekiğinin ıncık cıncık parçalarının güneş ışığını yansıtabilme potansiyelini kimse bilmiyor. Heyecan yaratan bulgu ne kadar bariz olursa olsun, çoğunluğun bilgi sahibi olmadığı bir konu ile açıklandığı zaman, kişinin uzman tarafından yapılan açıklamayı kabul etmekten başka bir seçeceği kalmıyor. Hayal kırıklığına ve sıradan açıklamalara alışmış olan kişilerin bilinçleri ise hayal kırıklığını tekrar yaşamamak için defans mekanizması olarak pesimizmi benimsiyorlar. Bu noktadan sonra hiçbir bulgu, ne kadar bariz, net veya açık olursa olsun, bir önem arz etmiyor.

Mükemmel bir strateji.

Halkın algısı öyle bir yontulmuşki, Mars’taki robotun yolladığı görüntülerde gerçekten de uzaylı görsek, NASA da cevap olarak “O şişme uzaylıyı size şaka yapmak için koymuştuk” dese hepimiz inanırız.

Ama siz bakmayın bana, öyle boş boş atıp tutuyorum işte. Bu tarz şeyler gerçek olsaydı bütün haberlerde verirlerdi değil mi? Gerçeklerden asla şaşmayan haberler!

NASA da öyle. Dünyanın önde gelen bilim kurumlarından biri olmalarına rağmen bazen tökezledikleri olabilir, değil mi? Ay’daki yerçekiminin Dünya’dakinin 6’da 1’i olduğunu söylüyorlar. Görüntülere göre hiç gerçekçi gelmiyor. 70’lerden biri ne hikmetse asla gitmediğimiz için bilmiyoruz. Eskiden bir gezegende hayat olabilmesi imkansıza yakın bir şans eseri olarak lanse ediliyordu. Şimdi her geçen gün Dünya benzeri bir gezegen daha keşfediliyor. Mars’ta su ve oksijen yok demişlerdi.. İkisi de çıktı. Yüzeyde her şey kırmızı ve turuncu gözüküyordu. Meğerse bayağı Dünya’ya benziyormuş.

Yolda yürürken takılıp yere düşen ceket düğmemi bulabilecek kadar gelişmiş uydular var ama NASA daha Mars’taki renkleri bile tutturamıyor. Merak etmeyin canım.. stratosferdeki ince havanın sebep olduğu bilmem ne şeysi yüzündendir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir