SORU: Teşekkür ederim. Bize yaratılışta ilk bilinen şey ne idi, söyleyebilir misiniz? (İlk başta ne vardı?)

RA: Yaratılışta ilk bilinen şey sonsuzluktu. Sonsuzluk yaratılıştır.

SORU: Şu halde bu sonsuzluktan bizim yaratılmış olarak deneyimlediklerimiz doğdu. Tekâmülün bundan sonraki adımı neydi?

RA: Sonsuzluk bilinçlendi, farkındalık başladı. İkinci adım bu idi.

SORU: Peki bundan sonra ne oldu?

RA: Bu farkındalık, sonsuzluğun, sonsuz enerji üzerine odaklanmasını doğurdu. Siz bunu çeşitli isimlerle nitelendirdiniz; en çok rastlananı, “Logos” (Kelâm; evrenin düzeni) ya da “Sevgi”dir. Yaratan, sonsuzluğun, farkındalık içinde ya da bilinçli bir prensip olarak odaklanmasıdır ki biz buna, sizin dilinizde kullanabileceğimiz en uygun sözcüklerle, sonsuz zekâ ya da zeki sonsuzluk diyoruz.

SORU: Bir sonraki adımı söyleyebilir misiniz?

RA: Bir sonraki adım, sizin illüzyonunuzdaki bu uzay/zaman aşamasında hâlâ tekâmülünü sürdürmektedir. Bir sonraki adım, Bir’in Yasası’nın temel sapmalarından birini, yani özgür iradeyi izleyerek yaratıcı prensibe karşı verilen sonsuz bir tepkidir. Böylece, sonsuz sayıda boyut olasılık kazanır. Enerji sonsuz zekâdan, önce yaratıcı gücün rasgele fışkırışı şeklinde akar, sonra bu enerji, hangi yönden incelenirse incelensin, holografik tarzda tezahürler (yani tüm yaratılış) şeklinde ortaya çıkan düzenler meydana getirir. Bu enerji kümeleri, bundan sonra kendi yerel ritimlerini ve enerji alanlarını düzenlemeye başlarlar. Böylece boyutlar ve evrenler yaratılır.

 


 

YORUM: Bir dakika şimdi; gerçeklik doğal yollardan oluşmuş bir düzlem/boyut değil mi? Gerçeklik yaratılmış mı? Ra öğretilerinde yıllar boyunca tartışılacak iddialar olduğu bir gerçek. Hele ki ‘özgür iradenin’ yaradılışın bir çarpıtması olması olay yaratacak bir iddiadır. Yanlış anlaşılmalara düşmeden bu cümleyi biraz açalım. Özgür irade terimi ile insanın başkaları tarafından yönetilmesi (özgür/köle) denmek istenmiyor. Özgür irade denirken insanın kendi kalbine, kendi ruhunun isteklerine karşı gelebilme kabiliyetinden bahsediliyor. Kendi kalbinin peşinden gitmeyen kimselerin çoğunlukla mutsuz olacağını düşünürsek, özgür irade de bu boyutta insanlığın mutsuz olmayı seçebilme kabiliyetidir. Peki neden kalbimizin peşinden gitmeyi reddederiz, çünkü yanlış yönlendirilmiş inançlarımız ve düşüncelerimiz bize başka yolların daha avantajlı olacağını savunur. Kandırılmışızdır. Üçüncü yoğunluktaki hayatlarımız ise bu gerçeğin ebedi öğretmenleridir.

Ama hemen heyecanlanmayalım. Tıpkı her tür bilginin olduğu gibi Ra’nın öğretileri de birer perspektiftir. Başka bir şey değil. Aristo ne demiş?

 

“Bir bilgiyi kabul veya reddetmeden önce üzerine düşünebilmek, eğitimli bir zihnin göstergesidir.”

 


 

SORU: Evet. Piramitlerin bunun bir sonucu olduğunu söylemiştiniz. Bunu biraz daha açabilir misiniz? Piramitlerin inşa edilmesinden siz mi sorumlu idiniz ve piramitlerin amacı ne idi?

RA: Büyük piramitler, bizim Bir’in güçlerini kullanabilmemiz sayesinde inşa edildiler. Taşlar canlıdır. Ama sizin uygarlığınızın insanları bu gerçeği anlayamamışlardır. Piramitlerin iki amacı vardı:
Birincisi; arınmak ve Bir’in Yasası’na kanal oluşturmak isteyenler için uygun inisiyasyon merkezleri meydana getirmek. İkincisi; biz bundan sonraki adımda inisiyeleri yardım etmek istedikleri insanları ve gezegenin kendisini tedavi etmeye yöneltmek istiyorduk. Kristalle yüklenmiş piramitler ve inisiyeler, gelen Tek Yaratılış’ın enerjisiyle gezegensel akıl/beden/ruh’un çok yönlü çarpıklığını dengelemek üzere tasarlanmışlardı. Bu arada, Konfederasyon üyesi diğer kardeşlerimiz de Dünya’nın dört bir yanında (Dünya’nın çevresinde bir halka oluşturacak şekilde) kristal taşıyan başka yapılar inşa etmişlerdi. Böylece, onların da katkılarıyla çalışmamıza devam edebildik.

 

Ra Bilgileri Serisi 1

Ra Bilgileri Serisi 3

İlginiziÇekebilir

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *